Trafik istatistiklerine baktığımızda ilk bakışta umut veren bir tabloyla karşılaşıyoruz. Kazaların seyri, özellikle ölümle sonuçlanan kazalar açısından bazı göstergeler iyileşmeye işaret ediyor. Trafiğe çıkan araç sayısının her geçen yıl arttığını düşündüğümüzde bu gelişme daha da anlamlı hale geliyor.
Ancak aynı tablonun arka tarafında, üzerinde çok daha fazla konuşmamız gereken ürkütücü bir gerçek duruyor. Milyonlarca araç zorunlu trafik sigortası olmadan yollarda cirit atıyor.
Türkiye’de Haziran 2026 itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıt sayısı 34,5 milyonu aşmış durumda. Bundan yalnızca birkaç yıl önce, Haziran 2024’te bu sayı yaklaşık 30 milyondu. Başka bir ifadeyle araç parkımız iki yılda yaklaşık yüzde 15 büyüdü.
Trafiğin yoğunluğu artıyor, yollarımızdaki araç sayısı artıyor, buna bağlı risk havuzu da büyüyor. Buna rağmen kaza istatistiklerinin araç sayısındaki artışla aynı hızda kötüleşmemesi önemli bir gelişme. Hele ki trafik kazalarında hayatını kaybedenlerin sayısındaki gerileme, doğru yönde atılan adımların sonuç verdiğini düşündürüyor.
Fakat trafik güvenliğini yalnızca “Kaç kaza oldu, kaç kişi hayatını kaybetti?” sorularıyla değerlendiremeyiz. Bir de kazadan sonrası var. Kaza olduktan sonra sağlığımıza bir şey olmadıysa sorulacak soru ‘faturayı kim ödeyecek?’
Zorunlu trafik sigortasının temel mantığı tam da burada devreye giriyor. Bu sigorta, aracınızı veya sizi koruyan klasik bir kasko ürünü değil. Aracınızla başka bir insana, araca veya mala verdiğiniz zararın belirli limitler dâhilinde karşılanmasını sağlayan toplumsal bir güvence mekanizması.
Fakat sektör verileri bize son derece düşündürücü bir tablo gösteriyor. 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 33,4 milyon kayıtlı araca karşılık yürürlükte yaklaşık 26,4 milyon zorunlu trafik sigortası poliçesi bulunuyor.
Aradaki fark yaklaşık 7 milyon.
Elbette kayıtlı araç sayısıyla aktif poliçe sayısı arasındaki farkın tamamını “her gün trafikte dolaşan 7 milyon sigortasız araç” şeklinde yorumlamak teknik olarak doğru olmaz. Trafikten fiilen çekilmiş, kullanılmayan veya farklı statülerde bulunan araçlar olabilir. Ama rakamın büyüklüğü gerçeği değiştirmiyor. Ortada milyonlarla ifade edilen devasa bir sigorta açığı var. Ve asıl ürkütücü olan da bu.
Bir sabah o araç, sizin aracınıza çarpabilir
Rakamları bir kenara bırakalım. Sabah işe gidiyorsunuz. Kırmızı ışıkta beklerken arkadan bir araç size çarpıyor. Aracınız ağır hasar görüyor. Belki siz yaralanıyorsunuz. Belki yanınızdaki eşiniz, çocuğunuz veya arkadaşınız hastaneye kaldırılıyor. Sonra öğreniyorsunuz ki size çarpan aracın zorunlu trafik sigortası yok.
Çünkü sigortasızlık yalnızca sigorta yaptırmayan kişinin aldığı kişisel bir risk değildir. O kişinin karşısına çıkacak herkesin taşıdığı bir risktir. Bu yüzden milyonlarca aracın sigorta sisteminin dışında bulunması yalnızca sigorta sektörünün problemi olarak görülemez.
Bu bir trafik güvenliği, ekonomik güvenlik ve sosyal güvence meselesidir.


