Avrupa’da sigortalanamaz bölgeler ortaya çıkıyor: Türkiye hazırlıklı mı?

İklim değişikliğinin etkisiyle artan sel, yangın ve aşırı hava olayları, Avrupa’da bazı bölgelerde sigorta teminatına erişimi zorlaştırıyor. Uzmanlar, sigortacılık sektörünün yeni iklim koşullarına uyum sağlamak için kamu destekli mekanizmalar ve alternatif risk transfer modellerine daha fazla ihtiyaç duyacağını belirtiyor. 

İklim değişikliğinin etkileri sigorta sektöründe yeni bir tartışmayı gündeme taşıyor: “sigortalanamaz bölgeler.” Artan doğal afet riskleri nedeniyle bazı bölgelerde konut sigortası ya bulunamıyor ya da primler birçok kişinin karşılayamayacağı seviyelere ulaşıyor. Uzmanlara göre bu durum, modern toplumların risk yönetiminde temel araçlarından biri olan sigortacılık sisteminin yeni iklim koşullarına uyum sağlamakta zorlandığını gösteriyor. 

Sigortalanamaz bölgeler gündemde

Sigortalanamaz bölge, sigorta şirketlerinin yüksek iklim riski nedeniyle teminat sunmaktan kaçındığı veya sunulan teminatların maliyetinin aşırı yükseldiği alanlar olarak tanımlanıyor. Bu bölgelerde yaşayanlar için sigorta yaptırmak giderek daha güç hale geliyor.

Bu durumun en dikkat çekici örneklerinden biri ABD’nin California eyaletinde yaşandı. Artan orman yangını riski nedeniyle bazı büyük sigorta şirketleri yeni poliçe düzenlemeyi durdururken, binlerce mevcut poliçenin yenilenmemesi kararı alındı. Özel sigorta bulamayan konut sahipleri ise devlet destekli sigorta programlarına yönelmek zorunda kaldı. 

Avrupa’da koruma açığı büyüyor

Benzer endişeler Avrupa’da da giderek artıyor. Avrupa Sigorta ve Mesleki Emeklilik Otoritesi’nin (EIOPA) verilerine göre Avrupa’da doğal afetlerden kaynaklanan ekonomik kayıpların yaklaşık yüzde 75’i sigorta kapsamı dışında kalıyor. Başka bir ifadeyle, afetlerin yol açtığı zararların büyük bölümü vatandaşlar, işletmeler veya kamu kaynakları tarafından karşılanıyor. 

Sigorta sektöründe “koruma açığı” olarak tanımlanan bu durum, iklim değişikliğinin ekonomik etkilerinin daha görünür hale gelmesiyle birlikte daha fazla önem kazanıyor. Artan hasar frekansı ve büyüyen tazminat yükü, sigorta şirketlerinin fiyatlama modellerini de zorlamaya başladı. 

Almanya ve Fransa’dan uyarılar

Avrupa’nın önde gelen sigorta pazarlarında da risk algısı değişiyor. Almanya’da sektör temsilcileri, iklim kaynaklı hasarların mevcut eğilimle devam etmesi halinde konut sigortası primlerinin önümüzdeki on yıl içinde iki katına çıkabileceği uyarısında bulunuyor. Fransa’da ise doğal afet teminatı sağlayan ulusal CatNat sisteminin uzun süredir açık vermesi nedeniyle hükümet, 2025 yılı başında tüm konut sigortalarından alınan zorunlu katkı payını artırdı. 

Uzmanlar, mevcut sigortacılık modellerinin daha istikrarlı iklim koşullarına göre tasarlandığını, ancak günümüzde artan iklim risklerinin sektörün risk taşıma kapasitesini zorladığını belirtiyor. 

Yeni risklere yeni çözümler

Sektör, büyüyen iklim risklerine karşı alternatif mekanizmalar geliştirmeye çalışıyor. Bunlardan biri, afet risklerinin finansal piyasalara aktarılmasını sağlayan katastrofik tahviller (CAT bond). Bu yöntem sayesinde büyük afetler gerçekleşmeden önce gerekli finansman kaynaklarının oluşturulması hedefleniyor. 

Bir diğer yöntem ise parametrik sigorta uygulamaları. Bu modelde hasarın fiziksel olarak tespit edilmesi beklenmeden, belirlenen yağış veya sıcaklık eşiği gibi objektif kriterlerin gerçekleşmesi halinde ödeme otomatik olarak yapılıyor. Özellikle afet riskinin yüksek olduğu bölgelerde bu sistemin yaygınlaşabileceği değerlendiriliyor. 

Bununla birlikte, reasürans şirketi Swiss Re’nin verileri, 2024 yılında dünya genelindeki doğal afet kaynaklı kayıpların yüzde 57’sinin sigorta koruması dışında kaldığını ortaya koyuyor. Bu tablo, mevcut çözümlerin koruma açığını kapatmak için henüz yeterli olmadığını gösteriyor. 

Kamunun rolü büyüyor

Özel sektörün tek başına üstlenmekte zorlandığı iklim riskleri karşısında kamu destekli modeller giderek daha fazla gündeme geliyor. İngiltere’de uygulanan Flood Re sistemi, yüksek sel riski taşıyan bölgelerde sigorta erişimini korumak amacıyla riskleri tüm piyasa geneline yayarak maliyetleri dengeliyor. Fransa’nın CatNat sistemi ise doğal afet teminatını tüm konut sigortalarına zorunlu olarak dahil ederek ulusal dayanışma yaklaşımını benimsiyor. 

Avrupa Birliği düzeyinde değerlendirilen kamu-özel reasürans havuzu önerisi de benzer bir mantıkla iklim risklerinin daha geniş bir alana yayılmasını hedefliyor. Yapılan modellemeler, böyle bir yapının Avrupa’daki koruma açığını önemli ölçüde azaltabileceğini ortaya koyuyor. 

Türkiye’nin elindeki araçlar ne kadar güçlü?

Türkiye’de henüz Avrupa veya ABD’deki ölçekte “sigortalanamaz bölge” tartışmaları yaşanmıyor. Ancak son yıllarda artan orman yangınları, seller, dolu, fırtına ve kuraklık olayları, iklim risklerinin sigortacılık sektörü açısından daha yakından izlenmesine neden oluyor.

Özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde yaşanan büyük orman yangınları ile Karadeniz’de meydana gelen sel felaketleri, iklim değişikliğinin ekonomik etkilerini daha görünür hale getirirken, sigorta ve reasürans sektörlerinin risk değerlendirme süreçlerinde iklim verilerinin önemi de artıyor.

Uzmanlar, Türkiye’de sigorta penetrasyonunun hâlen gelişmiş ülkelere kıyasla düşük seviyelerde olmasının koruma açığını büyüten önemli unsurlardan biri olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle konutlardan tarımsal üretime kadar geniş bir alanda sigorta korumasının yaygınlaştırılması, iklim kaynaklı ekonomik kayıpların azaltılmasında kritik rol oynuyor.

Bu noktada Türkiye’nin yıllar içinde oluşturduğu bazı mekanizmalar dikkat çekiyor. Deprem riskine karşı geliştirilen Doğal Afet Sigortaları Kurumu ve tarımsal üretimi iklim ve doğal afet risklerine karşı korumayı amaçlayan Tarım Sigortaları Havuzu, afetlerin ekonomik etkilerini azaltmaya yönelik önemli araçlar arasında yer alıyor.

Özellikle tarım sektörü açısından bakıldığında, kuraklık, don, dolu, sel ve fırtına gibi iklim kaynaklı risklerin daha sık yaşanması, tarım sigortalarının önemini artırıyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin etkilerinin derinleşmesiyle birlikte tarım sigortalarının yalnızca hasar sonrası tazminat sağlayan bir mekanizma değil, tarımsal üretimin sürekliliğini destekleyen bir dayanıklılık aracı olarak da değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Benzer şekilde, afet risklerinin ekonomik sonuçlarını azaltabilmek için yalnızca sigorta sistemlerinin varlığı değil, bu sistemlerin kapsayıcılığı da önem taşıyor. Sigortalılık oranlarının artırılması ve mevcut koruma mekanizmalarının daha geniş kesimlere ulaşması, iklim kaynaklı kayıpların toplum üzerindeki etkisini azaltmada kritik rol oynayacak.

Bugün Türkiye’de “sigortalanamaz bölge” kavramı gündemde olmasa da Avrupa’daki gelişmeler, iklim risklerine karşı geliştirilen koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Çünkü iklim değişikliği karşısında temel mesele yalnızca hasarların karşılanması değil; risklerin ne ölçüde paylaşılabildiği ve toplumların bu risklere karşı ne kadar dirençli hale gelebildiği. Avrupa’da başlayan tartışma, Türkiye açısından da mevcut araçların etkinliğini ve kapsayıcılığını artırmanın önemini ortaya koyuyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SON EKLENEN HABERLER