“Sağlık ve sigorta ekosisteminde sürdürülebilirlik dengeli yapıyla mümkün”

SASDER Başkanı Çağatay Çınar, sağlık sigortasında son dönemde hayata geçirilen düzenlemeleri değerlendirirken sağlık hizmet sunucuları ile sigorta şirketleri arasındaki ilişkinin doğru zeminde kurulmasının sektörün geleceği açısından belirleyici olduğunu söyledi. SASDER’in iki sektörü bir araya getiren yapısına dikkat çeken Çınar, güven, standardizasyon ve dengeli paydaş ilişkilerinin sağlık sigortacılığında sürdürülebilir büyümenin temel unsurları olduğunu vurguladı.

SİGORTAMEDYA ÖZEL

Sağlık ve sigorta sektörleri, birbirini doğrudan etkileyen ve birlikte hareket etmek zorunda olan iki temel alan olarak öne çıkıyor. Sağlık hizmetine erişim, maliyet yönetimi, fiyatlama ve sigortalı memnuniyeti gibi başlıklar, bu iki sektör arasındaki ilişkinin niteliğini her geçen gün daha önemli hale getiriyor. Bu nedenle sağlık hizmet sunucuları ile sigorta şirketlerinin aynı zeminde buluşması, birbirini anlayan ve ortak çözüm üreten bir yapı oluşturması sektörün sürdürülebilirliği açısından kritik görülüyor. Bu noktada Sağlık ve Sigorta Yöneticileri Derneği’nin (SASDER) üstlendiği rol de dikkat çekiyor. Dernek, sağlık ve sigorta sektörlerini bir araya getirmeyi, paydaşlar arasında diyaloğu güçlendirmeyi ve ortak sorunların doğru zeminde konuşulmasını hedefliyor.

Sigorta Ekranı’nda Sigorta Medya Genel Yayın Yönetmeni Can Kantar’a konuk olan SASDER Başkanı Çağatay Çınar, SASDER’in iki sektörü buluşturma misyonundan sağlık sigortasındaki yeni düzenlemelere, medikal enflasyondan veri standardizasyonuna, gençlerin sisteme dahil edilmesinden hibrit ürün arayışlarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

“Sağlık ve güvenlik en temel iki ihtiyaç”

Çınar, sağlık ve sigorta sektörlerinin çoğu zaman iki ayrı ekosistem gibi görünse de aslında birbirine değer yaratan yapılar olduğunu belirterek, “Biz SASDER’in vizyonunu da bu iki ekosistemi bir bütünleşik ekosistem olarak tanımlayarak oluşturduk. Bu çerçevede amacımız, bu ekosistemde yer alan paydaşların bir araya gelmesini sağlamak. Birbiriyle konuşmalarını, doğru bir zeminde buluşmalarını ve doğru politikalarla büyüyerek güçlenmelerini arzu ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Kongreler temsiliyet açısından da önemli

Bugüne kadar 12 ulusal kongre gerçekleştirdiklerini belirten Çınar, son kongrenin Kasım 2025’te “Sağlıkta Yeni Dengeler” ana temasıyla düzenlendiğini söyledi. Üç gün süren kongrede çok geniş bir katılımcı profili bulunduğunu ifade eden Çınar, “Kamu bürokrasisinden karar vericilere, sigorta sektöründen özel hastaneciliğe, laboratuvardan tıbbi malzemeye, ilaç firmalarına kadar çok geniş bir yelpazede katılımcılar vardı. 350’nin üzerinde katılımcıyla bu kongreyi gerçekleştirdik” dedi. Kongrelerin yalnızca katılımcı sayısıyla değil, temsiliyet açısından da güçlü olduğunu vurgulayan Çınar, önceki organizasyonlara ilişkin örnekler verdi. “11. ulusal kongremizde Allianz Sigorta’nın 100. yılını platin sponsorumuz olarak kutlamıştık. Son kongremizin ana sponsoru da yüzler kulübüne giren Anadolu Sigorta’ydı ve onların 100. yılını kutladık” diyen Çınar, bu kapsamda Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali’nin tema konuşmacısı olarak yer aldığını ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştığını aktardı. Son kongrede ayrıca ilk kez bir yarışma formatı kurguladıklarını belirten Çınar, genç teknoloji şirketlerine alan açtıklarını söyledi. 40’ın üzerinde teknoloji şirketi ve start-up’ın yarışmaya katıldığını aktaran Çınar, “8 finalistimiz vardı ve bu finalistler 100’ün üzerinde profesyonelin oylamasıyla birinci, ikinci ve üçüncü olarak belirlendi. Bu girişimlerin gelişim süreçlerini takip edeceğiz ve bir sonraki kongrede yeniden ağırlayacağız” dedi.

13. Ulusal Kongre hazırlıkları sürüyor

Bu yıl 13. Ulusal Kongre’yi 26-29 Kasım tarihleri arasında Belek’te Calista Luxury Resort’ta düzenleyeceklerini açıklayan Çınar, kongrenin ana temasının “Sağlık Ekosisteminde Dayanıklılık” olarak belirlendiğini belirterek hazırlıkların sürdüğünü kaydetti. Kongrenin bilimsel kurul başkanlığı görevini Muammer Hakkı Karakaş’ın üstleneceğini aktaran Çınar, yapay zekâ ve teknolojinin sağlık ekosisteminde giderek daha fazla yer tuttuğunu vurguladı. Çınar, bu alanın sektör paydaşları açısından doğru bir zeminde ele alınmasının önemli katkılar sağlayacağını ifade etti.

Sağlık sigortasındaki büyüme tüm paydaşların ortak başarısı

Sağlık sigortasına ilişkin yeni düzenlemeler hakkında konuşan Çınar, “İçeriğini bir kenara koyarak bu düzenlemelerin yapılabilmiş olmasını çok değerli buluyorum” dedi. Bu tür yapısal dönüşümlerin anlaşılabilmesi için 10 yıllık bir çerçevenin daha anlamlı olduğunu vurgulayan Çınar, sektörün geldiği noktayı “10 yıl önce hayat dışı prim üretimi içinde sağlık branşının payı yüzde 12,5’ti. Yani sektör olarak ürettiğimiz her 100 lira primin sadece 12,5 lirası sağlıktı. Bugün geldiğimiz noktada bu oran yüzde 20,3’e çıktı” sözleriyle tanımladı. Bu artışın yalnızca niceliksel bir büyüme olmadığını belirten Çınar, sektörün yapısal olarak dönüşüm geçirdiğine işaret etti ve bu büyümenin “tüm paydaşların ortak başarısı” olduğunu vurguladı. 

Sağlık sigortasındaki büyümenin tek bir nedene dayanmadığını ifade eden Çınar, birden fazla dinamiğin aynı anda devreye girdiğini belirterek, “Sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişiklikler, sağlıkta dönüşüm programı kapsamında kamu tarafında atılan adımlar, özel hastanecilikteki gelişim ve özel sağlık sigortalarına yönelik yatırımların artması bu sürecin temel belirleyicileri arasında yer aldı” dedi. Çınar, özellikle tamamlayıcı sağlık sigortasının önemli bir büyüme dinamiği yarattığını vurgularken gelinen noktada düzenlemelerin zamanlamasını da bu çerçevede değerlendirdiğini söyledi. Düzenlemelerin yalnızca teknik bir değişiklik olmadığını, aynı zamanda güçlü bir mesaj içerdiğini belirten Çınar, kamu otoritesinin sektöre yaklaşımını şu sözlerle ifade etti: “SEDDK aslında şunu söylüyor: ‘Bu branş bizim için de toplum için de önemli. Gerektiğinde gerekli düzenlemeleri yaparız. Sorunlu alanları minimize eder, gelişime açık alanları destekleriz.’”

Güven, sektörün anahtarı

Sağlık sigortası gibi çok paydaşlı bir alanda en kritik unsurun güven olduğunu vurgulayan Çınar, bu güvenin yalnızca sigortalı ile şirket arasında değil, tüm paydaşlar arasında tesis edilmesi gerektiğini ifade etti. “Bizim son kullanıcımıza, sigortalımıza, karar vericimize ve tüm paydaşlara güven veren bir sektör olmamız lazım” diyen Çınar, kamu otoritesinin attığı adımların da bu güveni pekiştirdiğini belirtti. 

Standardizasyon ve şeffaflık adımları

Düzenlemelerin içeriğine ilişkin değerlendirmesinde Çınar, özellikle ömür boyu yenileme güvencesine getirilen net tanımı önemli bir gelişme olarak öne çıkardı. Bu alanda belirli kriterlerin tanımlanmasının sektörde bir “çıpa” oluşturduğunu belirterek “3 yıl kesintisiz sigortalılık ve yüzde 80 hasar/prim oranı gibi kriterler aslında belli sınırlar çiziyor ve standardizasyona hizmet ediyor” dedi. Bunun yanı sıra, bekleme süreleri ve şirket değişikliklerinde yaşanabilecek sorunları minimize edecek düzenlemelerin de dikkat çekici olduğunu belirten Çınar, veri paylaşımı ve SBM üzerinden standardizasyonun artırılmasının şeffaflık açısından önemli olduğunu ifade etti. 

“Aşırı düzenleme değil, dengeli bir yapı”

Çınar, düzenlemelerin rekabet ortamını bozmayacak şekilde kurgulanmış olmasını da önemli bulduğunu belirtti. Standardizasyonun gerekli olduğunu ancak aşırıya kaçmasının rekabeti zayıflatabileceğini ifade eden Çınar, bu noktada dengeli bir yaklaşım benimsendiğini söyledi. “Aşırı standardizasyon rekabetçiliğin önüne set çekebilir. Ama bu düzenleme ne aşırı regüle edilmiş ne de tamamen serbest bırakılmış bir yapı” diyen Çınar, yapılan müdahalelerin daha çok “arıza noktalarına dokunan” düzenlemeler olduğunu ve bunun sigortalı güvenini artıracağını dile getirdi. 

Acenteler güvenin sahadaki karşılığı

Düzenlemelerin sahada doğru anlatılmasının kritik olduğunu vurgulayan Çınar, bu noktada en önemli rolün acentelere düştüğünü söyledi. Sigorta sektörünün yalnızca mevzuatla güven üreten bir yapı olmadığını belirten Çınar, sektörün güçlü finansal ve operasyonel altyapısına da dikkat çekti. Sağlık sigortasının fiyat odaklı bir ürün olmadığını özellikle vurgulayan Çınar, acentelerin danışmanlık rolünün altını çizerek “Ürün seçimi, şirket seçimi, network seçimi, istisnaların doğru anlatılması, bekleme sürelerinin açıklanması, geçiş süreçlerinin yönetilmesi ve ömür boyu yenileme güvencesinin değerinin anlatılması… Bunların hepsi acentelerin sorumluluğunda” diye konuştu.

Bu düzenlemelerle birlikte acentelerin rolünün daha da kritik hale geldiğini belirten Çınar, bunun aynı zamanda mesleki yetkinliklerin yeniden gözden geçirilmesi için de bir fırsat sunduğunu ifade etti.  Sektördeki büyümenin sahadaki en önemli taşıyıcısının acenteler olduğunu vurgulayan Çınar, son 10 yılda yaşanan dönüşüme dikkat çekerek “10 yıl önce 130 bin sigortalıdan bugün 5,2 milyon sigortalıya geldiysek burada en önemli pay acentelerimizin” ifadelerini kullandı.

Sektörde ilgi ve öğrenme isteği yüksek

Acentelerin düzenlemelere olan ilgisinin yüksek olduğunu belirten Çınar, TOBB bünyesinde SAİK üzerinden düzenlenen toplantıya da değindi. SASDER ve Türkiye Sigorta Birliği’nin de katıldığı organizasyonun yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Çınar, “400’ün üzerinde katılımcıyla başladık, gün sonunda yaklaşık 350 kişiyle tamamladık” dedi. Bu tabloyu sektörün öğrenmeye ve gelişime açık yapısının bir göstergesi olarak değerlendiren Çınar, acentelerin tüketiciye doğru bilginin aktarılmasında belirleyici rol oynamaya devam edeceğini sözlerine ekledi. 

“Edimleri yerine getirmek en kritik konu”

Sağlık sigortasında hizmetin en kritik aşamalarından birinin hasar ve provizyon süreçleri olduğunu vurgulayan Çınar, sigorta şirketlerinin sigortalılara, anlaşmalı kurumlara ve acentelere karşı yükümlülüklerini en hızlı ve doğru şekilde yerine getirmesi gerektiğinin altını çizdi. Çınar, bu sürecin doğrudan insan hayatına temas ettiğine dikkat çekerek “Çünkü kişi ya kendi sağlığı ya da eşinin, çocuğunun sağlığı için hastaneye gidiyor. Teşhis ve tedavi sürecinden sonra mümkün olan en kısa sürede poliçe haklarından yararlanarak hastaneden ayrılmak istiyor” dedi. Çınar, sektörün sürdürülebilirliği ve gelişimi açısından en önemli başlıklardan birinin, verilen sözlerin yerine getirilmesi olduğunu vurgulayarak “Biz edimlerimizi yerine getirmeyi çok önemsiyoruz. Bu işin sürdürülebilirliğinde de gelişiminde de en kritik konu bu” ifadelerini kullandı.

 “Her 100 hasarın yaklaşık 95’i ödeniyor”

Sektörde ödeme oranlarına ilişkin genel bir çerçeve çizen Çınar, “Kabaca baktığımızda her 100 hasarın 94-95’ini ödeyen bir sektörüz. Bu oran ürün ve poliçe yapısına göre değişebiliyor. Genel tabloya bakıldığında sağlık sigortası branşı yüksek ödeme oranlarıyla çalışıyor” dedi.

Elektronik provizyon sistemleri öne çıkıyor

Provizyon süreçlerinin büyük ölçüde dijitalleştiğine dikkat çeken Çınar, işlemlerin önemli bir kısmının elektronik sistemler üzerinden çok kısa sürelerde sonuçlandırıldığını aktararak, “Bunun yaklaşık yüzde 80-85’ini elektronik provizyon sistemleri üzerinden saniyeler, dakikalar mertebesinde yönetmeye çalışıyoruz. Bu, hem operasyonel verimlilik hem de müşteri deneyimi açısından önemli bir gelişme” dedi. Sigorta şirketlerinin hasar ödemelerini geciktirme gibi bir yaklaşım içinde olmadığını özellikle vurgulayan Çınar, bununla birlikte, insan faktörünün olduğu her alanda olduğu gibi münferit hataların yaşanabileceğini belirten Çınar, bazı dosyaların ise daha detaylı incelenmesi gerekebileceğini ifade etti. “Biz aynı zamanda diğer sigortalıların ödediği primlerin de bekçisiyiz. Doğru hasarın, doğru işlem için, doğru kişiye ödendiğinden emin olmamız gerekiyor” diyen Çınar, bu tür kontrollerin sistemin sağlıklı işlemesi açısından zorunlu olduğunu vurguladı.

Bekleme süresi düzenlemesi neyi değiştirecek?

Yılbaşında yürürlüğe giren bekleme süresi düzenlemesine ilişkin değerlendirmede bulunan Çınar, düzenlemenin temel amacının sigortalının hak kaybını önlemek olduğunu vurguladı. Yeni uygulamanın rekabeti artırmaya yönelik doğrudan bir adım olmadığını belirten Çınar, “Buradaki düzenleme ağırlıklı olarak olası bir hak kaybına engel olmak. Kimsenin aklında bir tereddüt kalmaması adına yapılan bir adım” dedi. Bekleme sürelerinin yalnızca ilk poliçe yılında uygulanması ve aynı planla devam eden poliçelerde tekrar etmemesinin, sektörde zaten büyük ölçüde uygulanan bir pratiği daha net hale getirdiğini ifade eden Çınar, “Yerleşik fiili uygulama bir parça daha tanımlı hale geliyor. Olası istisnalar ve tereddütler de ortadan kalkıyor” diye konuştu. Düzenlemenin sigortalı açısından en önemli kazanımının, şirket değişikliği durumunda yaşanabilecek belirsizlikleri ortadan kaldırmak olduğunu belirten Çınar, “Sigortalı farklı bir şirkete geçse bile bekleme süresi açısından bir kaygı yaşamamalı. Bu düzenleme de tam olarak bunu güvence altına alıyor” ifadelerini kullandı.

Medikal enflasyon yanlış yorumlanıyor

Medikal enflasyona ilişkin açıklamalarda bulunan Çınar, kavramın çoğu zaman yanlış yorumlandığını belirterek “Aslında bu tam anlamıyla özel sağlık sigortalarındaki prim artışı değil, özel sağlık hizmetlerindeki fiyat artışı olarak değerlendirilmeli” dedi. Fiyat artışlarının sigorta şirketlerinin tercihinden kaynaklanmadığını vurgulayan Çınar, “Fiyat artışı bizim çok isteyerek yaptığımız bir şey değil. Her şirket gibi biz de fiyatlarımızı daha makul seviyelerde tutarak büyümek isteriz” ifadelerini kullandı.

Çınar, sağlık hizmetlerinin yapısı gereği maliyetlerin genel enflasyonun üzerinde seyrettiğine dikkat çekerek, “Sağlık sektörü nitelikli insan gücüyle çalışıyor, ileri teknoloji kullanıyor. Bunların yatırım ve işletme maliyetleri var ve doğal olarak bu maliyetler fiyatlara yansıyor” diye konuştu. Talep tarafının da belirleyici olduğunu dile getiren Çınar, sigortalı tercihlerinin fiyatları etkilediğini belirterek “Sigortalı, belirli hastanelerin yer aldığı ürünleri tercih ettiğinde o hastanelere talep artıyor. Talep olunca fiyatlar da bu dinamikler çerçevesinde şekilleniyor” dedi. Bu durumu günlük hayattan bir örnekle açıklayan Çınar, “Popüler restoranların fiyatlarının daha hızlı artması nasıl doğal karşılanıyorsa, bu da benzer bir durum” ifadelerini kullandı. Medikal enflasyonun çözümüne ilişkin değerlendirmede de bulunan Çınar, “Çözümün bir anlamda büyüme olduğunu söyleyebiliriz” diyerek sigortalı sayısının artmasının önemine işaret etti.

Sağlık verilerinde 10 yıl saklama kuralı ne sağlayacak?

Poliçe ve sağlık verilerinin 10 yıl süreyle saklanmasına ilişkin soruyu yanıtlayan Çınar, düzenlemenin temel etkisinin veri kalitesi ve standardizasyon tarafında görüleceğini söyledi. Sektörün hali hazırda üretim ve tazminat verilerini Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’ne (SBM) aktardığını hatırlatan Çınar, “Bu düzenleme ile birlikte verinin sadece miktar olarak değil, kalite olarak da daha doğru ve standart bir yapıya kavuşması sağlanacak” dedi.

Veri standardizasyonunun önemine dikkat çeken Çınar, şirketler arasında veri aktarımının zaten belirli bir sistematik içinde yapıldığını ancak kalite ve giriş standartlarının her şirkette aynı seviyede olmadığını belirtti. Yeni yapının bu farklılıkları ortadan kaldıracağını ifade eden Çınar, “Standardizasyon sağlandığında daha doğru risk analizi ve buna bağlı olarak daha sağlıklı fiyatlama yapılabilecek” diye konuştu.

Daha doğru fiyatlamanın sigortalı lehine sonuçlar doğuracağını vurgulayan Çınar, şirketlerin kendi stratejileri doğrultusunda daha rekabetçi ve doğru fiyat seçenekleri sunabileceğini dile getirdi.

 “Adım adım ilerleyen, bütünleşik bir yapı hedefliyoruz”

Sağlık sigortalarında ani sıçramalardan ziyade sürdürülebilir ve kademeli bir gelişimin daha doğru olacağını vurgulayan Çınar, sağlıklı bir sistemin iyi tasarlanmış yapılar üzerinden gelişmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin sağlık alanında önemli bir noktada olduğunu belirten Çınar, “Sağlık hizmetine erişim Türkiye’de oldukça yaygın ve güçlü. Ancak bu yapının artık bir optimizasyona ihtiyacı var” değerlendirmesinde bulundu. Mevcut yapının ağırlıklı olarak tedavi finansmanı üzerine kurulu olduğuna dikkat çeken Çınar, yeni dönemde koruyucu sağlık yaklaşımının öne çıkması gerektiğini söyledi. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı “koruyan, üreten ve geliştiren sağlık modeli”ne işaret eden Çınar, bu yaklaşımın sigorta sektörü açısından da kritik olduğunu dile getirdi.

Sigortalının hayatına dokunan üç temel unsur

Gelecek vizyonunu birey odaklı bir çerçevede anlatan Çınar, ideal sağlık sigortası sisteminin üç temel ihtiyacı karşılaması gerektiğini belirterek “Sistem; sigortalıya sağlığını nasıl koruyacağı konusunda rehberlik etmeli, hastalık durumunda uygun koşullarda finansal güvence sağlamalı ve bakım hizmetlerini de kapsayan bir yapıya evrilmeli. Bu yapı, tek bir şirketten ziyade tüm paydaşların katkısıyla mümkün olabilir” diye konuştu.

2030 hedefi doğru politikalar ve güçlü iş birliği

Sektörün 2030 ve sonrasına uzanan yolculuğunda en önemli unsurun doğru politika setleri ve paydaşlar arası iş birliği olduğunu belirten Çınar, “Ne kadar doğru adım atabilirsek o kadar başarılı oluruz” dedi. Çınar, sigorta şirketleri, sağlık hizmet sunucuları ve kamu otoritesinin ortak bir zeminde hareket etmesinin önemine dikkat çekerek nihai hedefin sigortalının yararını merkeze alan sürdürülebilir bir sistem kurmak olduğunu ifade etti.

“Hibrit ürünler gelişmeye devam edecek”

Tamamlayıcı sağlık sigortasına (TSS) yönelik talep artışı ve hibrit model arayışlarına da değinen Çınar, ürün çeşitliliğinin önümüzdeki dönemde daha da artacağını vurguladı. “Hibrit modellerin farklı örneklerini görüyoruz, bu yapı gelişmeye devam edecek” diyen Çınar, şirketlerin değişen maliyet yapıları ve hastane fiyatlarına göre ürünlerini yeniden şekillendirdiğini ifade etti. Sahadan gelen geri bildirimlerin bu süreçte belirleyici olduğuna dikkat çeken Çınar, “Şirketler ürünlerini farklılaştırarak ilerliyor. Bu da hem rekabeti artırıyor hem de sigortalıya daha fazla seçenek sunuyor” diye konuştu.

“Denge kurulmadan sürdürülebilirlik mümkün değil”

Sağlık ve sigortanın birey için temel bir güvenlik alanı olduğunun altını çizen Çınar, “Sağlık ve finansal güvenlik bireyin en önemli ihtiyaçlarından biri. Bu nedenle yaptığımız işe güvenmemiz gerekiyor. Sektörün sürdürülebilirliği için paydaşlar arasında dengenin korunması kritik. Bir tarafın kazandığı, diğer tarafın kaybettiği modeller sürdürülebilir değil. Sigortalı, şirketler ve sağlık hizmet sunucuları arasında dengeli bir yapı kurmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Türk sigorta sektörünün bu dengeyi kurabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirten Çınar, “Sektörümüzün gelişimini sadece bir sigortacı olarak değil, bir vatandaş olarak da memnuniyetle izliyorum” dedi. 

Sigorta Ekranı:

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SON EKLENEN HABERLER