AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, İklim Raporu 2026’nın lansmanında “Hasar ödeyerek hayatımızı sürdüremeyiz” diyerek sektörün önleyici rolünün güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Ölken, sigortacıların başarısını önlenen riskler ve müşterilerin dayanıklılığına sağlanan katkıyla da ölçmesi gerektiğini söyledi. Raporda, 2050’ye kadar yaklaşık 65 milyon kişinin yüksek veya çok yüksek su stresiyle, 23 milyon kişinin ise ısı stresiyle karşılaşabileceği öngörüldü.
SİGORTAMEDYA ÖZEL
AXA Türkiye, 13. Sigorta Haftası kapsamında bugün İstanbul’da düzenlediği toplantıda AXA Türkiye İklim Raporu 2026’yı tanıttı. AXA Climate ve AXA Türkiye ekiplerinin hazırladığı rapor, iklim değişikliğinin Türkiye’nin farklı bölgelerinde su kaynakları, tarım, kent yaşamı ve kritik altyapı üzerinde yaratabileceği etkileri ortaya koydu.

AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken ve Yekta Kopan’ın anlatımıyla sunulan çalışmada şiddetli yağış, sel, heyelan, orman yangını, aşırı sıcak, su stresi ve don olmak üzere yedi temel risk değerlendirildi. Küresel iklim modelleri ve yerel verilere dayanan raporda İstanbul ve Antalya için ayrıntılı analizler paylaşıldı. Ölken, toplantıda değişen risklerin sigortacılığın çalışma biçimini de dönüştürdüğüne dikkat çekti.

“Hasar ödeyerek hayatımızı sürdüremeyiz”
Toplantıda, raporun önleyici ve adaptif sigortacılık açısından ne ifade ettiği sorusunu yanıtlayan Ölken, AXA Türkiye’nin yaklaşık bir yıldır “Adaptif Sigortacılık 2030” yaklaşımıyla çalıştığını hatırlattı. Bu yaklaşımı, “Geleceğin risklerini öngörerek buraya uyumlanma becerimizi artırmak. Bunu yapabilirsek biz işimizi doğru yapmış olacağız” sözleriyle anlattı.
Sigortacılık açısından iki temel değişime işaret eden Ölken, koruma açıklarının farklılaştığını ve büyüyen risklerin gerektirdiği sermaye ile koruma kapasitesinin sağlanmasının zorlaştığını belirtti. Ürün geliştirme yaklaşımının da değişmesi gerektiğini söyleyen Ölken, “Koruma açıklarını toplumun, işletmelerin, ailelerin, bireylerin ihtiyaçlarına göre tanımlayıp ona göre ürün geliştirmesi lazım” dedi.
“Hasar ödeyerek hayatımızı sürdüremeyiz” diyen Ölken, önleyici sigortacılığın daha güçlü bir rol üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Sel riski taşıyan havzalardaki yatırımlar sigortalanırken alınan önlemlerin incelenmesi, işletmelerin birbirini tetikleyen olaylara hazırlanması ve kullanılan malzemelerin yangın güvenliği açısından değerlendirilmesi gibi örnekler verdi.
Kimyasal üretim yapılan işletmelerde yanmaz boya kullanımının zorunlu tutulmasını da bu yaklaşım kapsamında değerlendiren Ölken, “Sigortacılığın görevi bu. Yine yangın çıkabilir ama olası etkileri azaltılsın” diye konuştu. Bulaşıcı hastalıklar ve kirli su gibi iklimle bağlantılı risklerin sağlık sigortacılığını da etkileyeceğini belirterek önleyici yaklaşımın bu alanda da önem kazanacağını söyledi.
Sektörün kendi başarısını değerlendirme biçiminin değişmesi gerektiğini de vurgulayan Ölken, şöyle devam etti:
“Ne kadar risk önleyebildiğimizle kendimizi sınamamız lazım. Müşterilerin dayanıklılığını, iş sürekliliğini, yaşam sürekliliğini ne kadar olumlu etkileyebiliyoruz, bununla ilgili mutlaka çalışma ekosistemimizde yeni metrikler bulmamız lazım.”
65 milyon kişi için su stresi
Raporda, 2050’ye kadar yaklaşık 65 milyon kişinin yüksek veya çok yüksek düzeyde su stresiyle karşılaşabileceği öngörüldü. Bu sayının mevcut nüfusun yaklaşık yüzde 74’üne karşılık geldiği belirtildi. Ülke topraklarının yaklaşık yüzde 66’sının da önemli düzeyde su kıtlığıyla karşılaşabileceğine işaret edildi.
Sunumda, su stresi açısından risk altındaki topraklarda yüzde 6, etkilenen tarım arazisinde ise yüzde 25 artış öngörüldü. Su kaynaklarındaki değişimin şehirlerin su ihtiyacı, tarımsal üretim, sanayi ve enerji üretimi üzerinde sonuçlar doğurabileceği belirtildi.
Tarım bölgelerinin yarısından fazlasında çok yüksek su stresi yaşanabileceği aktarılan çalışmada; üzüm, zeytin, narenciye, Antep fıstığı, incir ve kayısı gibi ürünlerin azalan su mevcudiyeti ve aşırı sıcak nedeniyle artan baskılarla karşılaşabileceği kaydedildi. Güneydoğu Anadolu’nun bazı kesimlerinde maksimum sıcaklıkların 50°C’ye yaklaşabileceği öngörüldü.
Raporda ayrıca ülke genelinde ortalama sıcaklıkların yaklaşık 4°C yükselebileceği, Türkiye’nin dörtte birinde yılda en az beş gün sıcaklığın 40°C’yi aşabileceği belirtildi. Yaklaşık 23 milyon kişinin ısı stresinden etkilenebileceği, bu nüfusun yaklaşık 11 milyonunun büyük şehirlerde yaşayacağı öngörüldü. Sağlık riskleri, soğutma ihtiyacının enerji sistemlerine getireceği yük ve açık havada çalışanların koşulları, aşırı sıcakların başlıca etkileri arasında gösterildi.
Bir sezonu aşan tarımsal kayıplar
Türkiye’nin 2025 yılında 6 milyar doları aşan meyve ve sert kabuklu meyve ihracatına dikkat çekilen raporda, iklim risklerinin üretim ve gıda güvenliği üzerindeki etkileri de değerlendirildi. Tarımda su kaynaklarının verimli kullanılması ve üretim planlamasının değişen iklim koşullarına göre yapılması, hazırlıkların önemli bir parçası olarak ele alındı.
Türkiye’nin bazı ürünlerde dünya üretimi ve ticaretinde önemli paya sahip olduğunu hatırlatan Ölken, Türkiye’deki tarımsal kayıpların küresel etkilerine ilişkin olarak “Türkiye’deki bir hadise dünyayı etkiliyor. Yani globalleşme öyle bir şey, bağlantılılık böyle bir şey.
Türkiye’deki tarım dondan, kuraklıktan, orman yangınından, bugünkü mevzu su stresinden etkilendiğinde dünya da etkilenecek, biz de etkileneceğiz. Önce iç pazarımızda gıdaya erişimde problemler yaşamaya başlayacağız” açıklamalarında bulundu.
Don ve yangınların etkilerinin bir üretim sezonuyla sınırlı kalmayabileceğini anlatan Ölken, sonraki yıllarda da verim ve kalite kayıpları yaşanabileceğine dikkat çekti. Yangından doğrudan zarar görmeyen zeytin ağaçlarının bile üretim kalitesinin etkilenebildiğini söyledi. Raporda don riski açısından başlıca etkilenen ürünler arasında fındık ve kayısı gösterildi.
Yağış azalırken yoğunluğu arttı
Rapor, yıllık toplam yağıştaki azalmayla kısa sürede gerçekleşen yoğun yağışların artmasının birlikte görülebileceğini ortaya koydu. Referans döneme göre 2050’de yıllık toplam yağışın Akdeniz Bölgesi’nde yüzde 9,77, Ege’de yüzde 7,51, Marmara’da yüzde 5,15 ve Güneydoğu Anadolu’da yüzde 5,05 azalması öngörüldü. İç Anadolu için yüzde 4,30, Karadeniz için yüzde 2 ve Doğu Anadolu için yüzde 0,66 azalış paylaşıldı.
Sunumda, 2050 iklim koşullarında nüfusun yaklaşık yarısının yılda en az beş gün şiddetli yağışa maruz kalabileceği belirtildi. WorldPop 2020 nüfus verileri üzerinden yapılan hesaplamada bu oran yaklaşık 43 milyon kişiye karşılık geldi. Bu nüfusun yüzde 52’sinin, yaklaşık 22,5 milyon kişinin, şehirlerde yaşadığı aktarıldı.
Ölken, yağışın kısa sürede ve dar alanlarda yoğunlaşmasının kent yaşamı ve altyapı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. “İstanbul’un Bahçeşehir’inde yağmur şiddetli oluyor, Kadıköy’de güneş açık” diyen Ölken, değişen yağış düzenine uyum sağlanması gerektiğini vurguladı.
İstanbul’da ulaşım da risk altında
İstanbul’un şiddetli yağış analizinde, 2050 koşullarında herhangi bir yılda gerçekleşme olasılığı yaklaşık yüzde 1 olan bir olay esas alındı. Bu koşullar altında, 40 santimetrenin üzerindeki yüzey akışına maruz kalabilecek alanlarda yaşayan nüfus yaklaşık 309 bin kişi olarak hesaplandı. Yol ağının yüzde 4’ünün de etkilenebileceği belirtildi.
Sunumda, 19 kilometre otoyol, 23 kilometre karayolu ve 100 kilometre yerleşim yolunun en az 40 santimetrelik yüzey akışına maruz kalabileceği aktarıldı. O-4 Otoyolu üzerindeki olası kesintilerin ulaşım ve lojistik açısından risk yaratabileceğine dikkat çekildi.
Sel analizinde ise İstanbul’da yaklaşık 322 bin kişinin risk bulunan alanlarda, yaklaşık 1,5 milyon kişinin yüksek heyelan riski taşıyan bölgelerde yaşayabileceği öngörüldü.
Türkiye genelinde toprakların yüzde 4,2’sinin sel, yüzde 12’sinin heyelan riskine maruz kalabileceği belirtildi. Yaklaşık 4,5 milyon kişinin sele yatkın alanlarda, 14 milyon kişinin ise yüksek veya çok yüksek heyelan riski bulunan bölgelerde yaşayabileceği aktarıldı. Sel nedeniyle ciddi biçimde aksayabilecek veya hasar görebilecek ana otoyol oranı yüzde 6, heyelandan etkilenebilecek oran ise yüzde 20 olarak paylaşıldı.
“Acıbadem’de bodrumları artık su basıyor”
Ölken, İstanbul’daki altyapı ihtiyacını Acıbadem örneği üzerinden anlattı. Yüksek konumu nedeniyle geçmişte su baskını beklenmeyen bölgelerdeki binaların bodrumlarının da yoğun yağışlardan etkilenebildiğini söyledi. Yol, kaldırım ve drenaj sistemlerinin kapasitesinin aşılmasıyla suyun otoparklara ve bodrumlara ulaşabildiğini belirtti.
Su tahliye kanallarının önemine dikkat çeken Ölken, altyapının etkinliğinde çevre temizliği ve toplumsal sorumluluğun da payı olduğunu vurguladı. Kurbağalıdere’nin denizle birleştiği noktada tutulan atıkları örnek göstererek “Balık falan değil. Lastikler, çöpler, torbalar, yapraklar… Yani bizlerin oraya gönderdikleri” dedi.
Sel riskinin kentleşme ve altyapıyla ilişkisine yönelik soruyu yanıtlayan Ölken, modelleme çalışmalarının uygulamaya dönüştürülmesi gerektiğinin altını çizerek “Bu haritalar, bu çalışmalar yerleşimi, imar planlarını, işletmeleri, okulları yeniden dizayn etmek için çok önemli fırsatlar olacak. Bunları ihmal etmemek lazım” şeklinde konuştu.
Toplantıya katılan Prof. Dr. Sinan Akkar’ın da içinde bulunduğu T-Rupt ekibinin sel modellemesi üzerinde çalıştığını aktaran Ölken, nehir kıyısındaki şehirlerle birlikte baraj ve göletlerin de gelecekteki koşullar açısından gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti. Kentlerde yoğun yağışın oluşturduğu yüzey akışıyla akarsu taşkınlarının ayrı ayrı değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Bu hazırlıklarda önceliğin can kayıplarını önlemek olduğunu vurguladı.
Yangının ardından süren kayıplar
Raporda, 2050’ye kadar yaklaşık 10 milyon kişinin yüksek düzeyde orman yangını riskiyle karşılaşabileceği öngörüldü. Sunumda, yangın riskine maruz kalabilecek alanların Türkiye topraklarının yüzde 16’sına ulaşabileceği, yüksek yangın riskinden etkilenen tarım arazisinde ise referans senaryoya kıyasla yüzde 19 artış yaşanabileceği belirtildi.
Kent çevresindeki alanlar açısından yangın riskine maruz kalabilecek oran İstanbul için yüzde 55, Antalya için yüzde 64 olarak paylaşıldı. İstanbul’un yoğun orman örtüsüne sahip kuzey bölgelerinin daha yüksek maruziyet gösterdiğine dikkat çekildi.
Ölken, yangınların ekonomik ve toplumsal etkilerinin orman alanlarıyla sınırlı kalmadığını söyledi. Enerji altyapısı, tarım arazileri, toprağın verimliliği, su kaynakları ve doğal yaşam üzerindeki sonuçların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Kozak Yaylası’ndaki yangınlardan örnek veren Ölken, bazı zeytinliklerde sezon başında kuru otların temizlenmesinin yangının etkisini sınırladığını gözlemlediklerini aktardı. Bu deneyimlerin önleyici uygulamalar açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
İstanbul’un da orman yangını riski dışında görülemeyeceğini vurgulayan Ölken, Ömerli ve Darlık çevresindeki ormanların su toplama havzaları ve ekosistem açısından önemine dikkat çekti. “Biz bu ormanları kaybettiğimizde neleri kaybederiz?” diye soran Ölken, etkilerin maddi zararların ötesine uzanacağını söyledi. İnsan faktörünün ve çevre temizliğinin yangın riskini azaltmadaki rolünü de hatırlattı.
Antalya için 30 ek sıcak gün
Kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya’nın, 2050’ye kadar yılda sıcaklığın 40°C’yi aştığı 30’dan fazla ek gün yaşayabileceği öngörüldü. Yükselen sıcaklıklar ve uzayan kurak dönemlerin, kentin çevresindeki orman yangını riskini de artırabileceği belirtildi.
Antalya’nın şiddetli yağış analizinde, herhangi bir yılda gerçekleşme olasılığı yaklaşık yüzde 1 olan olay ve 40 santimetrenin üzerindeki su derinliği koşulları altında, yaklaşık 28 bin kişinin yüzey akışına maruz kalabilecek alanlarda yaşadığı hesaplandı. Yol ağının yüzde 3’ünün etkilenebileceği belirtildi. Sel analizinde ise maruz kalabilecek nüfus yaklaşık 47 bin kişi, yol ağının oranı yüzde 4 olarak paylaşıldı.
Antalya’nın risklerini tarım ve turizm üzerindeki etkileri açısından değerlendiren Ölken, şehrin gelecekteki tanıtımında iklimi, denizi ve doğal güzellikleriyle birlikte bu varlıkların nasıl korunduğunun da önem kazanacağını söyledi. “Antalya’mızı nasıl koruduğumuzu anlatmamız lazım gelecekte. Çünkü Antalya bugünden daha farklı risklerle donanıyor” dedi.
Tarımda verim kaybı ve turizmde cazibenin azalması gibi tehditlere dikkat çeken Ölken, Antalya’da alınması gereken önlemlerin İstanbul’dan farklı olacağını belirtti. Tarım ve turizm işletmelerinin iklim kaynaklı olaylarla karşılaştıklarında hazırlıksız kalmaması için bugünden farkındalık oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Yangınların hava ve su kirliliği, sağlık, psikolojik etkiler ve göç gibi sonuçlarının da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ölken, şehrin tarım, turizm ve kongre merkezi olma özelliklerini sürdürebilmesi için yangınlara karşı hazırlıkların gelecekteki koşullara göre güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
“Yapay zekâ don olmasını engellemiyor”
Mesleğe 1990 yılında risk mühendisi olarak başladığını anlatan Ölken, o dönemde incelenen risklerle bugünün risk mühendislerinin karşılaştığı tablonun farklılaştığını söyledi. Doğal olayların sıklığındaki artışın sektörün hesaplamalarını ve hazırlıklarını değiştirdiğini belirtti.
Geçmişte olası afet hasarlarını tahmin etmek için büyük çaba gerektiğini ifade eden Ölken, sigortacılık verileri, meteorolojik bilgiler, uydu verileri ve coğrafi analizlerin bugün risklerin nerede yoğunlaştığını anlamayı ve olası hasarları hesaplamayı kolaylaştırdığını söyledi. Bu verilerin uygun koruma kapasitesinin oluşturulmasına da katkı sunduğunu belirtti.
Veri ve yapay zekâ yatırımlarının sürmesi gerektiğini vurgulayan Ölken, “Teknolojinin sağladığı öngörülerin sahada alınacak önlemlere dönüştürülmesi önemli. Yapay zekâdan istifade edeceğiz, iklim değişimini kontrol etmek için veriyi anlamlı kullanacağız ama yapay zekâ don olmasını engellemiyor, yani o an çözmüyor” dedi.
Rapora ilişkin değerlendirmesinde kamu kurumlarının çalışmalarına da değinen Ölken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile AFAD’ın bu alandaki çalışmalarını değerli bulduklarını ve desteklediklerini belirtti. “Biz de sigortacılığın sahip olduğu bilgi, deneyim ve risk yönetimi perspektifiyle ülkemizin geleceğine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz” dedi.
En kötüye hazırlık
Lansmanın soru-cevap bölümünde raporun hazırlanma sürecini anlatan AXA Türkiye Uluslararası İş Geliştirme, İşte Sürdürülebilirlik, Ürün Geliştirme Merkezi ve KKTC Direktörü, İcra Kurulu Üyesi Seda Bora Arkan, çalışmanın AXA Climate’ın teknik ekibiyle birlikte, aylar süren titiz bir hazırlık sonucunda oluşturulduğunu belirtti.
İklim modellemelerinde kullanılan yaklaşık 300 kilometrelik hesaplama hücrelerinin çalışma için 25 kilometreye indirildiğini, bazı risklerde daha ayrıntılı ölçeklerden yararlanıldığını aktardı. Çalışmada ERA5 verilerinin de kullanıldığını söyledi.
Arkan, SSP5-8.5 senaryosunun tercih edilmesindeki amacı “Bir felaket tellallığı yapmak değil amaç; ama en kötüye hazırlanabilmek, bu raporu bir stres testi gibi kullanabilmek” sözleriyle açıkladı.
2050 ifadesinin tek bir yılı değil, yaklaşık 30 yıllık ortalamalarla ele alınan bir dönemi temsil ettiğini belirten Arkan, olumsuz koşulların gerçekleşmesi ihtimaline karşı, hâlâ önlem alınabilecek bir dönemde riskleri görünür kılmak istediklerini söyledi.
Benzer çalışmaların daha önce İspanya’da Barselona, Malaga ve Bilbao; İtalya’da Floransa ve Cenova için yapıldığını aktaran Arkan, çalışmanın Türkiye için hazırlanmasına öncülük eden Barış Altın’a da teşekkür etti.
Raporda daha ayrıntılı risk haritaları, güçlü erken uyarı sistemleri, dayanıklı altyapı ve iyileştirilmiş su yönetimi, iklim risklerinin etkilerini azaltabilecek adımlar arasında gösterildi. İklim projeksiyonlarının şehir planlaması ve yatırım kararlarına entegre edilmesinin de uyum kapasitesini güçlendirebileceği belirtildi.
“Toplumların dayanıklılık güvencesiyiz”
Genç sigortacılara yönelik mesajı sorulan Ölken, “İşiniz zor. Ama imkânsız değil” karşılığını verdi. Sigorta sisteminin toplumları geleceğe hazırlamakta önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Ölken, “Bizler toplumların dayanıklılık güvencesiyiz. Eğer gelecekte bizim yaptığımız hataları yapmayıp daha güvenli bir dünya ve topluma kavuşmak istiyorsan gel sigortacılık yapmaya devam et” dedi.
AXA Türkiye İklim Raporu 2026’ya ulaşmak için https://www.axasigorta.com.tr/media/t1/001/791/211/591/AXA-Turkiye-Iklim-Raporu.pdf?v=20261005 tıklayın.

