Bir zamanlar mevsimsel bir dalgalanma olarak görülen aşırı sıcaklar, bugün üretimden çalışan sağlığına, tarımdan enerji arzına kadar ekonomik hayatın birçok alanını etkiliyor. Sıcaklığın yol açtığı doğrudan ve dolaylı kayıplar büyüdükçe sigorta sektörünün risk hesapları da değişiyor; mevcut teminatların kapsamı ve yeni sigorta çözümlerine duyulan ihtiyaç daha fazla tartışılıyor.
A. Senem Dartar/SİGORTAMEDYA ÖZEL
Termometredeki yükseliş artık yalnızca hava durumunu göstermiyor. Fabrikaların üretim planlarından tarladaki verime, enerji tüketiminden çalışanların sağlığına kadar iş dünyasının birçok kararında sıcaklık giderek daha fazla hesaba katılıyor. Aşırı sıcakların uzaması ve daha geniş alanları etkilemesi, işletmeler açısından üretim kaybı, maliyet artışı ve faaliyet kesintisi gibi sonuçları da beraberinde getirebiliyor.
Bu tablonun mali sonuçlarının görünür hâle geldiği alanlardan biri de sigorta sektörü. Aşırı sıcaklık, sigorta poliçelerinde çoğunlukla tek başına tanımlanmış bir hasar nedeni olarak yer almıyor. Buna karşılık kuraklık ve orman yangını riskini ağırlaştırması; enerji sistemleri, tarımsal üretim ve çalışan sağlığı üzerindeki etkileri nedeniyle farklı sigorta branşlarını aynı anda ilgilendiren bir risk unsuruna dönüşüyor.
Sıcaklık ile sigorta hasarı arasında her zaman doğrudan ve tek yönlü bir ilişki kurmak mümkün değil. İklim değişikliğinin yanı sıra riskli bölgelerdeki yapılaşma, ekonomik varlıkların değerindeki artış ve yükselen onarım maliyetleri de hasarların büyüklüğünü etkiliyor. Ancak aşırı sıcakların başka tehlikeleri tetikleyen veya mevcut riskleri ağırlaştıran rolü, sektörün risk modellerini, teminat yapılarını ve koruma yöntemlerini yeniden değerlendirmesini gündeme getiriyor.
Hava olaylarının sigortalı kayıplardaki payı yüzde 97’ye ulaştı
Munich Re verilerine göre, doğal afetler 2025 yılında dünya genelinde yaklaşık 224 milyar dolarlık ekonomik kayba yol açtı. Bu kaybın yaklaşık 108 milyar doları sigorta sektörü tarafından karşılandı. Böylece 2025, sigortalı doğal afet kayıplarının 100 milyar dolar eşiğini aştığı yıllar arasına girdi.
Hava olayları, toplam ekonomik kayıpların yüzde 92’sini, sigortalı kayıpların ise yüzde 97’sini oluşturdu. Sel, şiddetli konvektif fırtına ve orman yangını gibi “ikincil tehlikelerden” kaynaklanan ekonomik kayıp 166 milyar dolara, sigortalı kayıp ise 98 milyar dolara ulaştı.
Yılın en maliyetli afeti, kurak koşullar ve güçlü rüzgârların yangının yayılmasına elverişli bir ortam oluşturduğu Los Angeles yangınları oldu. Yangınlar yaklaşık 53 milyar dolarlık ekonomik kayba ve 40 milyar dolarlık sigortalı hasara yol açtı. Munich Re, bu olayı bugüne kadar kaydedilen en maliyetli orman yangını afeti olarak nitelendirdi.
Swiss Re Institute’un verileri de doğal afetlerden kaynaklanan sigortalı kayıpların uzun vadede yıllık ortalama yüzde 5 ila yüzde 7 büyüme eğilimi gösterdiğini ortaya koyuyor. Ancak bu artış yalnızca iklim değişikliğinden kaynaklanmıyor. Riskli bölgelerdeki yapılaşma, nüfus ve ekonomik varlık yoğunluğundaki artış ile yükselen onarım maliyetleri de kayıpları büyüten unsurlar arasında bulunuyor.
Sıcaklığın etkisi farklı kanallardan geliyor
Uzun süreli sıcak ve kurak koşullar orman yangını tehlikesini artırabiliyor. Yüksek sıcaklık dönemlerinde artan elektrik talebi, enerji şebekeleri üzerindeki baskıyı ağırlaştırabiliyor. Elektrik kesintileri ise soğuk hava depolarından sanayi tesislerine kadar birçok işletmenin faaliyetini aksatabiliyor. Kuraklık tarımsal üretimi, su kıtlığı ise enerji ve sanayi faaliyetlerini etkileyebiliyor.
Bu bağlantılar; tarım, yangın, mühendislik, sağlık, hayat ve iş durması sigortaları bakımından farklı riskler oluşturuyor. Aynı hava olayı, bir bölgede tarımsal verim kaybına, başka bir bölgede yangına veya üretim kesintisine neden olabiliyor.
İş durması teminatlarında fiziksel hasar ayrıntısı
İşletmelerin sıcaklık nedeniyle karşılaşabileceği kayıpların tamamı geleneksel sigorta poliçeleri tarafından otomatik olarak karşılanmıyor. İş durması teminatlarında kapsam poliçeye göre değişmekle birlikte, geleneksel uygulamalarda ödemenin devreye girebilmesi için çoğunlukla poliçede teminat altına alınmış fiziksel bir hasarın meydana gelmesi gerekiyor.
Bu nedenle aşırı sıcak yüzünden üretimin yavaşlaması, enerji giderlerinin artması, çalışanların iş göremez hâle gelmesi veya fiziksel hasar oluşmadan faaliyetlerin durması her poliçede aynı şekilde ele alınmıyor. Munich Re de standart mal sigortalarına bağlı iş durması teminatlarında fiziksel hasarın temel tetikleyici olduğunu, fiziksel hasara dayanmayan iş kesintileri için özel çözümlere ihtiyaç duyulabildiğini belirtiyor.
Sıcaklığın yol açtığı dolaylı ekonomik kayıplar, bu yönüyle işletmelerin mevcut teminatlarının kapsamını yeniden değerlendirmesini gündeme getiriyor.
Çalışan sağlığı açısından büyüyen risk
Aşırı sıcaklığın çalışan sağlığı üzerindeki etkileri sağlık, hayat, ferdi kaza ve işveren sorumluluk sigortaları açısından da önem taşıyor. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 2024 yılında yayımladığı verilere göre, dünya genelinde her yıl tahminen 22,85 milyon mesleki yaralanma ve 18 bin 970 işle bağlantılı ölüm aşırı sıcaklığa atfediliyor.
ILO’nun 2019 yılında yayımladığı projeksiyonda ise 2030 yılına kadar sıcaklık stresi nedeniyle dünya genelindeki toplam çalışma saatlerinin yüzde 2,2’sinin kaybedilebileceği hesaplandı. Bu oran, 80 milyon tam zamanlı işe ve satın alma gücü paritesiyle 2,4 trilyon dolarlık ekonomik kayba karşılık geliyor.
Türkiye için öngörülen kayıp, toplam çalışma saatlerinin yüzde 0,05’i ve yaklaşık 16 bin 100 tam zamanlı iş olarak hesaplandı. Ancak bu rakamlar gerçekleşmiş kayıpları değil, küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonuna kadar 1,5 dereceyle sınırlı kalacağı varsayımıyla hazırlanmış 2030 projeksiyonlarını gösteriyor. Model ayrıca tarım ve inşaat faaliyetlerinin gölgede yürütüldüğünü varsaydığı için ILO tarafından ihtiyatlı bir tahmin olarak değerlendiriliyor.
Munich Re’nin aktardığı, 23 gelişmiş ekonomideki şirket verilerine dayanan bir OECD araştırmasına göre de sıcaklığın 35 dereceyi aştığı gün sayısının 10 gün artması, yıllık iş gücü verimliliğinde ortalama yüzde 0,3 düşüşle ilişkilendiriliyor. Araştırmada bu etkinin, enerji fiyatlarındaki yüzde 5’lik artışın verimlilik üzerindeki etkisine yakın olduğu ifade ediliyor.
TARSİM’den 2025 yılında 35 milyar liralık ödeme
İklim ve meteorolojik koşulların sigorta sistemi üzerindeki etkisinin en görünür olduğu alanlardan biri tarım sektörü. Bununla birlikte, tarımsal hasarların tamamını yalnızca sıcaklık artışına bağlamak mümkün değil. Don, dolu, fırtına, sel, kuraklık ve aşırı sıcaklık gibi farklı tehlikeler, ürünleri farklı dönemlerde ve farklı biçimlerde etkiliyor.
TARSİM’in açıkladığı verilere göre, 2025 yılında başta zirai don olmak üzere dolu ve kuraklık gibi olaylar etkili oldu. Devlet Destekli Tarım Sigortaları kapsamında sigortalı üreticilere yıl boyunca yaklaşık 35 milyar lira hasar ödemesi gerçekleştirildi.
Tarım ve Orman Bakanlığının Ekim 2025 itibarıyla açıkladığı ara sonuçlarda ise ödeme tutarı 32,6 milyar lira olarak bildirilmişti. Aynı açıklamaya göre, 2024 yılında 3,3 milyon poliçe düzenlenmiş ve 12 milyar lira hasar tazminatı ödenmişti. Böylece 2025’teki ödeme tutarı, önceki yılın toplamının belirgin biçimde üzerine çıktı.
Bu veriler sıcaklığın tek başına neden olduğu kaybı göstermese de meteorolojik risklerin tarım sigortaları üzerindeki mali boyutunu ortaya koyuyor.
Sigorta koruma açığı gündemde
İklim kaynaklı hasarların artması, sigorta teminatına erişim açısından da değerlendiriliyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile Avrupa Sigorta ve Mesleki Emeklilik Otoritesinin (EIOPA) verilerine göre, Avrupa Birliği’nde iklimle bağlantılı afetlerin yol açtığı ekonomik kayıpların yalnızca yaklaşık dörtte biri sigorta kapsamında bulunuyor. Bazı ülkelerde bu oran yüzde 5’in altına düşüyor.
ECB ile EIOPA, afetlerin daha sık ve şiddetli hâle gelmesiyle sigorta maliyetlerinin yükselmesini, talebin azalmasını ve yüksek riskli bölgelerde teminata erişimin zorlaşmasını koruma açığını büyütebilecek unsurlar arasında gösteriyor.
EIOPA’nın 2026 tarihli değerlendirmesinde de son birkaç on yılda Avrupa Birliği’ndeki doğal afet kayıplarının yalnızca yaklaşık yüzde 25’inin sigortalandığı belirtiliyor. Kuruma göre yetersiz sigorta koruması, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından afet sonrasında faaliyete devam edilebilmesini etkileyebiliyor.
Parametrik ürünler yeni koruma alanı açıyor
Aşırı sıcaklıkların yaygınlaşması, geçmiş hasar verilerine dayalı fiyatlama ve risk modellerinin ileriye dönük iklim senaryolarıyla desteklenmesini gündeme getiriyor. Belirli bir sıcaklık seviyesinin aşılması gibi önceden kararlaştırılan ve bağımsız verilerle ölçülen koşullarda ödeme yapan parametrik sigorta ürünleri de bu süreçte öne çıkıyor.
Bu ürünlerde ödeme, geleneksel sigortalardaki hasar tespitinden farklı olarak, poliçede belirlenmiş ölçülebilir eşiğin gerçekleşmesiyle yapılıyor.
Swiss Re Institute, aşırı sıcak dönemlerinde oluşan gelir kayıplarına yönelik parametrik teminatları sektörün geliştirebileceği çözümler arasında gösteriyor. Munich Re ise sıcaklık, yağış veya rüzgâr gibi ölçülebilir göstergelere dayanan parametrik ürünlerin, geleneksel yöntemlerle sigortalanması güç faaliyet kesintilerinde tamamlayıcı koruma sağlayabileceğini belirtiyor.
Binaların ve enerji sistemlerinin sıcaklığa dayanıklı hâle getirilmesi, tarımda su yönetiminin iyileştirilmesi, işletmelerin sıcaklık eylem planları hazırlaması ve çalışanlara yönelik koruyucu önlemler alınması da hasarın oluşmasını veya büyümesini önleyebilecek adımlar arasında yer alıyor.
Yeni dönemde sektör açısından öne çıkan başlıklardan biri, artan kayıpların fiyatlanmasının yanı sıra önleme, uyum ve yeni teminat modelleriyle risklerin sigortalanabilir sınırlar içinde tutulması olacak.


