Gerçek uyuşmazlık ile suiistimal amacıyla üretilmiş uyuşmazlık arasındaki sınır

SEDDK’nın 2026/02 sayılı Sirküleri, sigorta tahkiminde önemli bir sınırı yeniden gündeme taşıyor: Gerçek bir uyuşmazlık ne zaman doğar? Hasar ve ekspertiz süreci tamamlanmadan Tahkime başvurulması, hak arama özgürlüğü ile sistemin kötüye kullanılması arasındaki çizgiyi nasıl etkiler? Sigorta Eksperi Ali İhsan Balta da yazısında bu konuya dikkat çekerek, “Tahkim doğmuş uyuşmazlığı çözmek için vardır; yapay uyuşmazlık üretmek için değil” yorumunu yapıyor.

TAHKİMDE YENİ BİR EŞİK: UYUŞMAZLIK NE ZAMAN DOĞAR?

Gerçek Uyuşmazlık ile Suiistimal Amacıyla Üretilmiş Uyuşmazlık Arasındaki Sınır

Sigorta hukukunda bazı düzenlemeler yalnızca bir usulü değiştirmez; yıllardır devam eden uygulama sorunlarını görünür hâle getirir, sistemin temel kavramlarını yeniden tartışmaya açar ve kimi zaman yerleşmiş uygulamaların hukuki sınırlarını yeniden hatırlatır. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun 7 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı “Motorlu Araç Sigortaları Kapsamında Sigorta Tahkim Komisyonuna Yapılacak Başvurular Hakkında Kurum Sirküleri (2026/02)” tam da bu nitelikte değerlendirilmesi gereken önemli bir düzenlemedir. Bu noktada hakkı teslim etmek gerekir: SEDDK, 2026/02 sayılı Sirküler ile yalnızca teknik bir başvuru usulüne müdahale etmemiş; sigorta tahkim sisteminin sağlıklı işlemesi, gerçek uyuşmazlık ile henüz tamamlanmamış hasar sürecinin birbirinden ayrılması ve sistemin kötüye kullanılmasına elverişli alanların daraltılması bakımından son derece önemli bir düzenleyici irade ortaya koymuştur. Düzenlemenin asıl değeri de burada yatmaktadır. Çünkü Sigorta Tahkim Komisyonu’nun kuruluş amacı, henüz sonuçlanmamış bir ekspertiz veya hasar inceleme sürecinin yerine geçmek değildir. Tahkimin asli fonksiyonu; tarafların olağan hasar ve tazminat sürecinde çözemediği, hukuken belirginleşmiş gerçek bir uyuşmazlığı hızlı, uzmanlaşmış ve etkin bir yöntemle çözüme kavuşturmaktır.

Başka bir ifadeyle; Tahkim, uyuşmazlık üretme mekanizması değil; doğmuş uyuşmazlığı çözme mekanizmasıdır. 2026/02 sayılı Sirkülerin sektör açısından taşıdığı önem, öncelikle bu temel ayrım üzerinden değerlendirilmelidir.

DÜZENLEMENİN MERKEZİNDE TÜKETİCİNİN KORUNMASI VARDIR

Sağlıklı işleyen bir hasar sistemi, her şeyden önce gerçek hak sahibinin korunmasına hizmet eder. Çünkü sigorta sisteminin mali kaynakları sınırsız değildir. Haksız, mükerrer, teknik olarak doğrulanmamış veya yapay biçimde büyütülmüş her talep; yalnızca sigorta şirketinin bilançosunu değil, nihayetinde prim sistemini, sigorta havuzunu ve milyonlarca dürüst sigortalının ortak maliyetini etkiler. Bu nedenle suistimalle mücadele ile tüketicinin korunması birbirinin karşıtı değildir. Tam tersine; gerçek tüketiciyi korumanın yollarından biri de haksız kazanç ve sistematik suistimal alanlarını daraltmaktır. SEDDK’nın düzenlemesinin stratejik önemi de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Mesele ilk bakışta şu sorudan ibaret görünmektedir. Ekspertiz işlemleri henüz tamamlanmamış bir maddi hasar dosyasında Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulabilir mi? Oysa konu bundan çok daha büyüktür. Çünkü bu soru bizi sigorta hukukunun temel meselelerinden birine götürmektedir: Bir hasar dosyası hangi anda hukuki uyuşmazlığa dönüşür? Tartışmanın gerçek merkezi budur.

ÖNCE TEMEL KAVRAMI DOĞRU KOYALIM: HASAR BAŞKA, UYUŞMAZLIK BAŞKADIR

Bir trafik kazasının meydana gelmesi hukuki anlamda otomatik olarak bir uyuşmazlık doğurmaz. Araç hasar görmüştür. Hasar ihbarı yapılmıştır. Dosya açılmıştır. Eksper atanmıştır. Araç incelenmektedir. Bunların tamamı bir hasar sürecinin aşamalarıdır. Uyuşmazlık ise farklıdır. Uyuşmazlığın doğabilmesi için ortada belirlenebilir bir talep ve bu talebe ilişkin taraflar arasında çözülemeyen bir ayrışma bulunması gerekir. Bu nedenle şu cümlenin altını çizmek gerekir: Tahkimin konusu kaza değildir. Tahkimin konusu hasar da değildir. Tahkimin konusu uyuşmazlıktır. Bu ayrım, 2026/02 sayılı Sirkülerin arkasındaki temel düşüncenin anlaşılması açısından önemlidir.

KENDİ ENGELİNDEN HAK ÜRETİLEMEZ

Burada son derece temel bir ilke bulunmaktadır. Bir taraf, kendi yarattığı engelden kendisi lehine hukuki sonuç çıkaramamalıdır. Araç sahibi veya onun adına hareket eden kişi; aracı göstermiyorsa, ekspertize izin vermiyorsa, gerekli incelemeyi engelliyorsa, eksperin istediği makul teknik işlemleri yaptırmıyorsa, daha sonra da ekspertizin tamamlanamamasını sigorta şirketinin temerrüdü veya ret iradesi gibi gösterememelidir. Aksi hâlde sistem kötü niyeti ödüllendirmiş olur. Bu nedenle 2026/02 sayılı Sirkülerin en önemli işlevlerinden biri, kanaatimizce, teknik incelemeyi fiilen engelleyen davranışların otomatik biçimde Tahkim avantajına dönüşmesini önlemektir.

BURADA “RANT EKONOMİSİ” RİSKİNİ DE KONUŞMAK GEREKİR

Konuyu yalnızca mağduriyet diliyle tartışmak doğru değildir. Sigorta hasarları çevresinde zaman zaman ekonomik menfaat elde etmeye odaklı profesyonel yapılar da oluşabilmektedir. Her vekil, danışman, servis veya aracı kurum elbette kötü niyetli değildir. Ancak sistem, kötü niyetli olanlara karşı da savunmasız bırakılamaz. Özellikle; ekspertiz sürecini tamamlatmadan dosyayı Tahkime taşımanın ekonomik avantaj sağladığı, teknik inceleme eksik bırakıldığında talep miktarının daha kolay yüksek tutulabildiği, eksperin görmediği veya doğrulayamadığı kalemlerin iddia konusu yapılabildiği, seri başvurular üzerinden vekâlet ücreti, danışmanlık geliri veya başka ekonomik menfaatler üretilebildiği bir yapı ortaya çıkarsa, Tahkim sistemi asli amacından uzaklaşabilir. Burada çok açık bir ayrım yapmak gerekir. Hak arama faaliyeti meşrudur. Hakkı olmayan bir ekonomik sonucu üretmek için süreci manipüle etmek ise meşru değildir. Sistemin görevi bu ikisini birbirinden ayırmaktır.

TAHKİM HAK ARAMA YOLUDUR, RANT ALANI DEĞİLDİR

2026/02 sayılı Sirküler üzerine yapılan tartışmalarda iki uç yaklaşımın da dışında durmak gerekir. Bir tarafta; vatandaşın hak arama özgürlüğünün korunması vardır. Diğer tarafta; sigorta ve Tahkim sisteminin kötü niyetli kullanımının önlenmesi vardır. Bu iki ilke birbirinin düşmanı değildir. Aksine aynı hukuk düzeninin iki tamamlayıcı unsurudur. Araç sahibinin hakkı korunmalıdır. Ama araç sahibinin veya onun adına hareket eden kişilerin ekspertizi engelleyerek bundan avantaj üretmesine de izin verilmemelidir. Sigorta şirketinin makul teknik inceleme yapma hakkı korunmalıdır. Ama “ekspertiz devam ediyor” ifadesinin sonsuz bekleme bahanesi olmasına da izin verilmemelidir. Eksper bağımsız çalışmalıdır. Ama eksperin de dosyayı sebepsiz bekletmesi kabul edilmemelidir. Avukat müvekkilinin hakkını savunmalıdır. Ama uyuşmazlık çözüm sisteminin ticari seri üretim mekanizmasına dönüşmesine karşı da sistem kendisini koruyabilmelidir. Bütün mesele dengeyi doğru kurmaktır. Tahkim bir hak arama yoludur. Tahkim bir hasar üretim hattı değildir. Tahkim bir rant alanı hiç değildir. Ve belki de 2026/02 sayılı Sirkülerin sektörün önüne koyduğu en önemli soru şudur. Gerçek mağduru korurken, yapay uyuşmazlığı nasıl ayıklayacağız?

Cevap bellidir: Daha fazla yasakla değil. Daha fazla şeffaflıkla. Daha fazla kayıtla. Bağımsızlığı güvence altına alınmış, hiçbir tarafın yönlendirmesine açık olmayan güçlü bir ekspertiz sistemiyle. Daha güçlü teknik incelemeyle. Daha etkin dijital denetimle ve herkes için aynı şekilde uygulanan objektif kurallarla. Çünkü sağlıklı bir sigorta ve tahkim sisteminin en önemli güvencelerinden biri; teknik tespitin tarafların menfaatinden bağımsız, objektif, denetlenebilir ve mesleki esaslara uygun biçimde yapılmasıdır. Ekspertizin bağımsızlığı yalnızca eksperin mesleki güvencesi değildir; sigortalının, mağdurun, sigorta şirketinin ve nihayetinde adil bir uyuşmazlık çözüm sisteminin ortak güvencesidir. Tahkime giden yolu kapatmayalım. Ama o yolu, ekspertizi bilerek engelleyip yapay uyuşmazlık üretenlerin ekonomik güzergâhına da dönüştürmeyelim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SON EKLENEN HABERLER