Can Kantar: ”Sigorta Haftası’nda 15 yıldır kime konuşuyoruz?”

Sigorta Haftası bu yıl 15’inci kez kutlanıyor. 5–11 Ekim tarihleri arasında düzenlenen haftanın amacı yine aynı: Sigorta bilincini toplumun her kesimine yaymak. Bu yılın iletişim yaklaşımı da “Dört Element. Tek Güvence” olarak belirlendi.

Peki, on beş yıldır ulaşmak istediğimiz tüketici bu haftanın neresinde? İlk kutlandığı yıldan bu yana eleştirdiğim nokta tam da bu. Topluma sigortayı anlatmak için yola çıkıyoruz; sonra salonları doldurup birbirimize sektörün sorunlarını anlatıyoruz. Zirveler, konferanslar, paneller düzenliyoruz. Konuşmacılar bizden, dinleyiciler bizden, sorular bizden. Tüketici ise çoğu zaman konuşmalarımızın içinde var, salonun içinde yok.

Hakkını teslim edelim: Benim yıllardır gözlemlediğim kadarıyla, tüketiciye ulaşma çabasının önemli bir bölümünü acenteler üstlendi. Şehirlerinde etkinlikler düzenlediler, tüketiciyle buluştular, billboardlarda afişlerle sigorta yaptırmanın önemini anlattılar. Sigortayı vatandaşın gündemine taşımaya çalıştılar. Ama bu çabayı sektörün tamamına yayılan, güçlü ve sürekli bir toplumsal iletişime ne kadar dönüştürebildik?

Rakamları konuşuyoruz, insanları ne kadar dinliyoruz?

Türkiye Sigorta Birliği’nin 2025 Sektör Raporu’na göre sigorta primlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, yani sigorta penetrasyonu, yüzde 2,62. Bu oran, sigortalı insanların nüfusa oranını göstermiyor; sigortanın ekonomideki ağırlığını gösteriyor. Ancak bize şu soruyu sordurmalı: Sigortayı daha geniş kesimlerin hayatına nasıl sokacağız? Bir başka veri daha çarpıcı. DASK’ın 2024 Faaliyet Raporu’nda zorunlu deprem sigortalı konutların oranı yüzde 56 olarak açıklanıyor. Başka bir ifadeyle, raporun esas aldığı konut havuzunun yüzde 44’ü bu güvencenin dışında kalmış. Deprem riskinin böylesine ağır olduğu bir ülkede, zorunlu bir sigortada bile bu boşluk varsa, anlatacak çok şeyimiz var demektir.

Elbette sigortasızlığın tek nedeni bilinç eksikliği değil. Alım gücü, primlerin karşılanabilirliği, güven ve geçmiş deneyimler de bu kararın içinde. İşte bu yüzden tüketiciyi dinlememiz gerekiyor. İnsanların neden sigorta yaptırmadığını, poliçesinden ne beklediğini ve hangi noktada hayal kırıklığı yaşadığını, yalnızca kendi aramızda konuşarak öğrenemeyiz.

Sigorta Haftası’nın gündemi neden hep bizim gündemimiz?

Yıllarca trafik ve kasko konuştuk. Ne kadar zarar ettik? Hasar maliyetleri neden arttı? Bu zarardan nasıl kurtuluruz? Bu sorularımızı her zaman tartışabiliriz. Ancak toplumda sigorta bilincini yaygınlaştırmak için ayrılmış bir haftanın merkezine sürekli sektörün bilançosunu koyarsak, tüketiciye hangi mesajı vermiş oluruz? Vatandaş, sektörün zararını nasıl azaltacağını öğrenmek için sigorta yaptırmıyor. Bir kaza olduğunda, evi zarar gördüğünde, işi durduğunda ya da sağlığı bozulduğunda neyle karşılaşacağını bilmek istiyor. Ödediği primin karşılığını anlamak istiyor. Üstelik anlatabileceğimiz güçlü bir ekonomik karşılık da var. TSB’nin aynı raporuna göre sektör, 2025 yılında hayat ve hayat dışı branşlarda toplam 498,5 milyar lira hasar ödemesi gerçekleştirmiş. Bu rakamın arkasındaki insanları neden daha çok dinlemiyoruz? Ödeme alan bir sigortalının hayatında ne değişti? İşini nasıl sürdürdü? Kaybını ne ölçüde karşılayabildi? Süreçte neyi kolay, neyi zor buldu? Sigortanın faydasını anlatmak için elimizde malzeme var. Mesele, onu tüketicinin anlayacağı ve kendisiyle ilişkilendireceği bir dille anlatabilmek önemli değil mi? Ulusal ölçekte bir televizyon kampanyası, etkili bir kamu spotu, tüketicinin katıldığı bir konser düşünelim. Konser öncesinde sigortanın hayattaki karşılığını anlatan kısa bir içerik sunalım. Gerçek sigortalıların deneyimlerine yer verelim. Bu etkinliği bir ulusal televizyon kanalında canlı yayınlatalım. Böyle bir çalışmayı Sigorta Haftası’nın ana etkinliklerinden biri haline getiremez miyiz?

Bu yıl atılan adımların devamı gelmeli

Bu yıl tüketiciyi daha doğrudan ilgilendiren bazı konuların gündeme gelmesini değerli buluyorum. İklim değişikliğinin insanlığa, yaşamımıza ve risklerimize etkilerinin tartışılması bunlardan biri. Katıldığım kentsel dönüşüm toplantısı ve Bina Tamamlama Sigortası’nın konuşulması da iyi bir örnekti. Masada SEDDK yetkilisi, sigortacı, müteahhit, şehir planlamacısı, finansman sağlayan taraflar ve konunun diğer paydaşları vardı. Mesele farklı yönleriyle ele alındı. Çok verimliydi. Çünkü bir sigorta ürünü, çözüm üretmesi beklenen hayatın içinden tartışıldı.

Aynı yaklaşımı trafik ve kaskoda neden benimsemeyelim? Sigorta şirketi ve acentenin yanında tüketici, servis, eksper, yedek parça tedarikçisi ve tüketici derneklerinin temsilcileri de masada olsun. Hasarı tazmin edilmiş bir tüketici yaşadığını anlatsın. Hasarı karşılanmamış ya da ödeme sürecinde sorun yaşamış bir tüketici de konuşsun. Neden ödeme yapılmadığını, poliçenin neyi kapsadığını, beklentiyle teminatın nerede ayrıştığını birlikte tartışalım.

O toplantıda rahatsız edici sorular da sorulsun. Tüketicinin güvenini kazanmak istiyorsak, eleştirisini de dinlemek zorundayız.

Neden hala en çok kendimizle konuşuyoruz?

Gelecek yıl başarıyı kaç panel düzenlediğimizle, kaç yöneticinin konuştuğuyla ölçmeyelim. Kaç tüketiciye ulaştığımızı, kaç kişinin poliçesini daha iyi anladığını, kaç soruya açık yanıt verebildiğimizi de ölçelim.

On beş yılın ardından hala aynı soruyu sormak zorunda kalıyorsak, programlarımızı ciddi biçimde gözden geçirmeliyiz. Sigorta bilincini topluma yaymak için düzenlediğimiz haftada, neden hala en çok kendimize konuşuyoruz?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SON EKLENEN HABERLER