Bir gün yağmur, bir gün dolu, bir gün fırtına… Hayatın olağan akışı içinde, ne zaman ve nerede karşımıza çıkacağını bilemediğimiz risklerle yaşıyoruz. Yılların emeğiyle aldığımız evimiz, bin bir güçlükle sahip olduğumuz aracımız, tek bir afetle büyük zarar görebiliyor.
Böyle zamanlarda gözümüzün ilk çevrildiği yer elbette devletimiz oluyor. Yaraların sarılması, mağdurların ihtiyaçlarının karşılanması ve hayatın yeniden normale dönmesi için kamu kurumlarının desteği büyük önem taşıyor.
Ancak burada üzerinde durmamız gereken bir ayrım var: Devletin afet sonrası sağladığı yardım ile sigortanın sunduğu güvence aynı şey değildir.
Örneğin bir sel felaketinin ardından, kaskosu bulunmayan ve aracı zarar gören vatandaşlara destek verileceğinin açıklanması, dayanışma açısından değerlidir. Fakat bu açıklamanın nasıl yapıldığı da en az yardımın kendisi kadar önemlidir.
Çünkü aracına yıllardır kasko yaptıran, bütçesinden pay ayırarak prim ödeyen bir vatandaş, böyle bir açıklamayı okuduğunda şu soruyu sorabilir: “Ben o zaman neden sigorta yaptırıyorum? Nasıl olsa bir afet olduğunda devlet zararımı karşılıyor.”
İşte yanlış anlaşılmaya açık nokta tam da burasıdır. Afet sonrasında sağlanan kamu desteği; yardımın koşullarına, kapsamına ve ayrılan kaynaklara bağlıdır. Bu desteğin, herkesin bütün zararını karşılayacağı varsayımıyla hareket etmek doğru olmaz. Sigorta ise poliçede belirtilen riskler, teminatlar, limitler ve diğer koşullar çerçevesinde işleyen bir güvencedir. Kısacası vatandaşın, olası bir devlet yardımını sigortanın yerine koyması, gelecekte çok daha ağır bir maddi yükle karşılaşmasına neden olabilir. Bu nedenle valilerimizin, kaymakamlarımızın ve ilgili bakanlarımızın afet sonrasında yaptıkları açıklamalarda sigortanın önemine de yer vermelerinin yararlı olacağını düşünüyorum.
Afete nasıl hazırlanacağımızı bugünden seçebiliriz
Verilecek mesaj şöyle olabilir: “Devlet olarak bütün mağdur vatandaşlarımızın yanındayız. İmkânlarımız çerçevesinde yaraları sarmak için çalışıyoruz. Ancak afetlere karşı maddi güvenceyi güçlendirmek ortak sorumluluğumuzdur. Vatandaşlarımızı evlerini, araçlarını ve iş yerlerini ihtiyaçlarına uygun sigorta teminatlarıyla korumaya çağırıyoruz. Kamu desteği ve sigorta güvencesi, toplumumuzun afetler karşısındaki dayanıklılığını birlikte artıracaktır.”
Böyle bir yaklaşım hem vatandaşın devlete duyduğu güveni korur hem de kişisel tedbir alma bilincini güçlendirir. Sigortanın yaygınlaşmasının toplumsal bir faydası da vardır. Daha çok kişinin sigorta sistemine katılması, risklerin daha geniş bir havuzda paylaşılmasını sağlar. Bu durum, diğer koşullar da elverdiğinde, primlerin daha erişilebilir olmasına katkıda bulunabilir. Asıl hedef, afet gerçekleşmeden önce daha fazla insanın yeterli güvenceye sahip olmasıdır. Devletimizin yanımızda olduğunu bilmek hepimiz için kıymetlidir. Bize düşen de bu güveni, zamanında aldığımız tedbirlerle tamamlamaktır.
Çünkü afetin ne zaman geleceğini bilemeyiz; ama ona nasıl hazırlanacağımızı bugünden seçebiliriz.


