Deprem sonrası dönemde reasürans piyasasında hem algı hem de fiyatlamanın köklü biçimde değiştiğini belirten Milli Reasürans Genel Müdürü Fikret Utku Özdemir, küresel afet riskleri ve iklim kaynaklı belirsizliklerin maliyetleri yukarı yönlü etkilediğini söyledi. Reasüransın yapısal olarak pahalı bir koruma aracı olduğunu vurgulayan Özdemir, “Özellikle Marmara depremi riski ve küresel belirsizlikler fiyatlamalarda belirleyici rolünü koruyor” dedi.
SİGORTAMEDYA ÖZEL
Sigorta sektörünün risk yönetimindeki en kritik yapı taşlarından biri olan reasürans, büyük hasarların ekonomik sistem üzerindeki etkisini sınırlayan temel mekanizmalar arasında yer alıyor. Özellikle doğal afetlerin sıklığı ve şiddetinin arttığı son yıllarda, reasürans kapasitesinin sürdürülebilirliği ve maliyeti sektörün en önemli gündem başlıklarından biri haline geldi.
Bu çerçevede, reasürans piyasalarında son dönemde yaşanan fiyat hareketleri, kapasite değişimleri ve artan küresel riskler sektörün yönünü belirleyen temel dinamikler olarak öne çıkıyor. Deprem, iklim riski ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle şekillenen bu tablo, sigorta şirketlerinin maliyet yapısından ürün fiyatlamasına kadar geniş bir alanı doğrudan etkiliyor.

Sigorta Ekranı’nda Sigorta Medya Genel Yayın Yönetmeni Can Kantar’a konuk olan Milli Reasürans Genel Müdürü Fikret Utku Özdemir, sektördeki büyüme görünümünden reasürans fiyatlamalarına, jeopolitik risklerin etkilerinden iklim değişikliğinin yarattığı dönüşüme, dijitalleşme ve veri kullanımından Marmara depremine yönelik hazırlıklara kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Sigorta sektörünün 2025 performansını değerlendiren Özdemir, temel göstergeler itibarıyla iyi bir yılın geride bırakıldığını söyledi. Sektörün aktif büyüklüğünün yaklaşık 4 trilyon TL’ye ulaştığını belirten Özdemir, prim üretiminde yüzde 46’lık artış kaydedildiğini, bunun enflasyondan arındırıldığında yaklaşık yüzde 11’lik reel büyümeye karşılık geldiğini ifade etti. Primlerdeki artışa rağmen poliçe sayısında belirgin bir yükseliş görülmediğini vurgulayan Özdemir, “Sektör aynı müşteri tabanı üzerinden büyüdü. Bu durum, Türkiye’de alım gücündeki erimeyle ilişkili. Bireyler sigortayı geri planda bırakabiliyor, buna karşılık işletmeler tarafında deprem sonrası farkındalık sayesinde daha istikrarlı bir görünüm var” dedi.
Reasürans piyasasında kalıcı ucuzluk zor
Deprem sonrası dönemin hem algıyı hem de fiyatlamayı köklü biçimde değiştirdiğini vurgulayan Özdemir, bu kırılmanın aslında küresel eğilimlerle birleşerek daha belirgin hale geldiğini ifade etti. Deprem öncesinde de doğal afetlerin artan etkisi nedeniyle reasürans maliyetlerinin yükseldiğini hatırlatan Özdemir, “Reasürans pahalı bir koruma ve böyle olmaya da devam edecek” dedi. İklim değişikliğinin etkilerinin artık günlük yaşamda hissedildiğini belirten Özdemir, bu durumun küresel piyasada sıkılaşmayı beraberinde getirdiğini söyledi. Depremin ardından ise bu eğilimin sertleştiğini dile getiren Özdemir, ödenen hasarlar ve Türkiye’nin risk profiline ilişkin beklentilerin fiyatları öngörülenin üzerine taşıdığını aktardı. Sigorta şirketlerinin de ciddi hasarlar üstlendiğini belirten Özdemir, bu süreçte fiyatların hızla yükseldiğini ifade etti.
Özdemir, 2024’ün son çeyreğinden itibaren tablonun tersine döndüğünü söyleyerek “Artan maliyetler ve enflasyonist baskılarla birlikte sigorta fiyatlarında gevşeme başladı. Bu eğilim, 2025 boyunca devam etti ve sigortalılar lehine bir sonuç doğurdu. Ancak aynı dönemde fiyat rekabeti de arttı” açıklamasında bulundu.
Teknik iyileşme, maliyet düşüşü ve yatırım gelirleri öne çıktı
Özdemir, Milli Reasürans’ın performansına ilişkin değerlendirmesinde, 2023–2025 döneminde öz sermayenin 10 milyar TL’den 26,3 milyar TL’ye, aktif büyüklüğün ise yaklaşık 50 milyar TL seviyesine yükseldiğini belirtti. Şirketin 2025 yılında 9,8 milyar TL kâr elde ettiğini ifade eden Özdemir, bu sonuçta teknik taraftaki iyileşmenin belirleyici olduğunu vurguladı. Hasar/prim oranlarındaki gerilemenin teknik sonuçları güçlendirdiğini dile getiren Özdemir, “Deprem sonrası artan reasürans ve retrosesyon maliyetlerinin düşmesi de bilançoya olumlu yansıdı. Kurdaki görece istikrar bu süreci destekledi. Mali gelirler son dönemde sektör için hayati bir rol üstlendi. Finansal yatırımlar ve gayrimenkul değer artışlarının kârlılık üzerindeki etkisi önemli” dedi.
Kapasite artışı fiyatları geçici olarak aşağı çekti
2024 yenilemelerinde reasürans ve retrosesyon maliyetlerinin ciddi şekilde arttığını ve bunun bilançolara olumsuz yansıdığını hatırlatan Özdemir, 2025 yılında ise görece daha ılımlı bir hasar yılı yaşandığını ifade etti. Türkiye’de büyük hasarların sınırlı kalmasının ve küresel ölçekte toplam sigortalı hasarların ortalamaların altında gerçekleşmesinin reasürans şirketlerinin beklenenden iyi sonuçlar elde etmesini sağladığını belirtti. Bu tabloya küresel sermaye piyasalarındaki güçlü performansın da eklendiğini dile getiren Özdemir, bunun reasürans tarafında beklenmedik bir kapasite artışı yarattığını söyledi. 2026 yenilemelerine bu koşullarla girildiğini ifade eden Özdemir, artan kapasitenin fiyatlarda belirgin bir gevşemeye yol açtığını ve şirketlerin daha uygun maliyetlerle reasürans temin edebildiğini aktardı. Ancak bu iyileşmenin kalıcı olup olmayacağı konusunda temkinli konuşan Özdemir, Türkiye’nin yüksek getiri potansiyeli sayesinde uluslararası sermaye için cazibesini koruduğunu, ancak küresel belirsizlikler ve iklim kaynaklı risklerin fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı yaratmaya devam ettiğini vurguladı. “Bundan daha ucuz fiyatları bulmamız zor” diyen Özdemir, özellikle Marmara’da olası bir büyük depremin fiyatlamalarda belirleyici olmaya devam edeceğini ifade etti.
Jeopolitik riskler zincirleme etki yaratıyor, maliyet baskısı artabilir
Sigorta açısından en kritik riskin enflasyon ve kur oynaklığı olduğunu vurgulayan Özdemir, “Enflasyonu artıracak ya da döviz kurunda istikrarsızlık yaratacak her gelişme sektöre doğrudan yansıyor. Körfez’de yaşanan bir savaş ilk bakışta Türkiye’yi sınırlı etkileyecek gibi görünse de etkileri zamanla yayılıyor. Savaşın dolaylı etkilerinin öngörülmesi zor. Hürmüz Boğazı, gübre üretimi açısından kritik bir tedarik hattı olduğu ancak savaşla birlikte fark edildi. Bunun tarım ve gıda enflasyonu üzerindeki olası etkileri henüz tam olarak hesaplanamadı” açıklamasında bulundu.
Sigorta sektöründe maliyet yapısının gecikmeli oluştuğuna dikkat çeken Özdemir, primlerin bugün tahsil edildiğini ancak hasar maliyetlerinin bir ila bir buçuk yıl sonra ortaya çıktığını hatırlattı. Bu nedenle sektörün hem teknik fiyatlamayı hem de yatırım gelirlerini birlikte yönetmek zorunda olduğunu vurgulayan Özdemir, kurun öngörülebilir olduğu dönemlerde teknik sonuçların daha olumlu seyrettiğini ifade etti.
Tedarik zinciri ve lojistik maliyetleri hasar maliyetlerini yukarı çekebilir
Jeopolitik gelişmelerin daha somut etkilerinin ise tedarik zinciri ve lojistik maliyetleri üzerinden görülebileceğini belirten Özdemir, enerji ve sanayi ekipmanlarının büyük ölçüde ithal edildiğini hatırlattı. Hasar sonrası ihtiyaç duyulan parçaların yurt dışından temin edildiğini vurgulayan Özdemir, taşıma ve sigorta maliyetlerindeki artışın doğrudan hasar maliyetlerine yansıdığını dile getirdi. Konteyner ve tanker sigorta maliyetlerindeki artışın yüzde 30–40 seviyelerine ulaşabileceğine dikkat çeken Özdemir, bunun sektör açısından ciddi bir maliyet baskısı anlamına geldiğini ifade etti. Bu gelişmelerin uzun vadede sigorta fiyatlarını da yukarı çekmesinin kaçınılmaz olduğunu belirten Özdemir, “Bunun bizi etkilememesi, sigortayı daha pahalı hale getirmemesi biraz mucize olur” değerlendirmesinde bulundu.
Pazar payı artışı stratejik hedeflerle uyumlu
2026 yenilemeleri itibarıyla Milli Reasürans’ın pazar payındaki artış ve lider reasürör konumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özdemir, elde edilen sonuçların uzun yıllara yayılan bir stratejinin çıktısı olduğunu vurguladı. Özdemir, deprem öncesi dönemde alınan tedbirlerin ve sürdürülen politikaların bu tabloyu hazırladığını belirterek “Şirketin temel önceliği, sürdürülebilir kârlılık. Bu yaklaşımın merkezinde ise teknik kârlılık yer alıyor” dedi. Pazar payındaki artışın agresif bir büyüme stratejisinin sonucu olmadığını vurgulayan Özdemir, mevcut tablonun şirketin kendi içinde oluşturduğu çerçeve ve hedeflerle uyumlu bir gelişim olduğunu söyledi. “Pazar payını çok hızlı artırmak ya da azaltmak gibi bir hedefimiz yok” diyen Özdemir, elde edilen sonucun planlı ve dengeli bir büyümeyi yansıttığını belirtti.
Şirketin ana hedefinin hissedarı olan Türkiye İş Bankası için sürdürülebilir değer üretmek olduğunu ifade eden Özdemir, “Öz kaynakların etkin kullanımı bu yaklaşımın önemli bir parçası. İnsan kaynağının ardından en değerli varlık olarak gördüğümüz öz kaynakların verimli kullanılması önceliğimiz. Mevcut performansı bu çerçevede değerlendirdiğimizde olumlu bir noktadayız” diye konuştu.
İklim riski fiyatlamanın merkezine yerleşiyor
Sürdürülebilirliğin şirket stratejisinin merkezinde yer aldığını vurgulayan Özdemir, “Banka iştiraki olmak bu dönüşümde önemli bir itici güç sağlıyor. Sürdürülebilirlik yaklaşımı yalnızca bir zorunluluk değil, aynı zamanda içselleştirilmiş bir kurum pratiği” ifadelerini kullandı. Özdemir, önümüzdeki dönemde hasarların önemli bir bölümünün çevresel kaynaklı olacağını belirterek “Orman yangınları ve sel gibi afetler hem dünyada hem Türkiye’de daha fazla etkili olacak. Bu durum sektör açısından sadece operasyonel değil, aynı zamanda stratejik bir dönüşümü zorunlu kılıyor” dedi. İklim değişikliğinin reasürans fiyatlamaları üzerindeki etkisine de değinen Özdemir, “Bu gelişmeler, reasüransın küresel ölçekte daha pahalı hale gelmesinin başlıca nedenlerinden biri. Sürdürülebilirlik raporları ise bu riskleri anlamak ve iş modeline entegre etmek açısından önemli bir araç sunuyor” şeklinde konuştu.
Modelleme sınırlı, belirsizlik yüksek
Özdemir, yürütülen çalışmaların özellikle iklim kaynaklı risklerin iş modeli ve finansal sonuçlar üzerindeki etkilerini daha net görmeye yardımcı olduğunu ifade etti. Ancak bu risklerin tam anlamıyla modellenmesi ve rakamsallaştırılmasının hâlâ önemli bir zorluk olduğunu vurguladı. Sel ve benzeri afetlere ilişkin modelleme çalışmalarının küresel ölçekte dahi yeterince gelişmiş olmadığını belirten Özdemir, “Bu nedenle mevcut risk değerlendirmeleri yeniden gözden geçiriliyor. Şirket olarak amacımız bu riskleri daha hızlı biçimde modelleyerek karar alma süreçlerine entegre etmek. Sürdürülebilirliği iş yapış biçiminin ve karar mekanizmalarının merkezine yerleştirmeyi hedefliyoruz” dedi.
Veri ve yapay zekâ reasüransın merkezinde
Dijitalleşme ve yapay zekânın reasürans tarafındaki rolüne değinen Özdemir, Türkiye’de finansal sektörün teknoloji kullanımı açısından güçlü bir noktada olduğunu vurgulayarak sigorta sektörünün de bu dönüşüme hızlı şekilde uyum sağladığını belirtti. Özellikle hasar süreçlerinde yapay zekâ uygulamalarının önemli kazanımlar sağladığını ifade eden Özdemir, reasüransın daha geleneksel bir yapıya sahip olmasına rağmen verinin bu alanda çok daha kritik bir rol oynadığını söyledi. Milli Reasürans’ın uzun yıllara dayanan veri birikiminin risk analizi ve fiyatlama açısından önemli bir avantaj sunduğunu dile getiren Özdemir, “Pandemiyle birlikte veri ve teknoloji kullanımı yeniden ele alındı. Bu kapsamda geliştirilen reasürans modülüyle veri daha sistematik biçimde işlenebilir hale geldi. Ancak önemli olan, veriye sahip olmak değil, bu veriyi anlamlandırıp karar süreçlerine entegre edebilmek” dedi.
Reasüransta kapasitesi ekonomik varlıkların korunması için önemli
Reasürans piyasasındaki rekabet dinamiklerine ilişkin değerlendirmesinde Özdemir, bu alanın yalnızca sigorta sektörü için değil, genel ekonomi açısından da kritik bir rol oynadığını vurguladı. Yeterli reasürans kapasitesinin sağlanamaması halinde ekonomik varlıkların korunmasında ciddi riskler ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. Türkiye’de yerli reasürans kapasitesinin gelişmesinin bu açıdan önemli olduğunu belirten Özdemir, sektörde faaliyet gösteren şirketlerin birbirini tamamlayan bir yapı içinde çalıştığını ifade etti. Özellikle Türk Reasürans’ın kurulduğu dönemde uluslararası oyuncuların piyasadan çekilmesiyle oluşan boşluğun hızlı şekilde doldurulduğunu hatırlattı.
Piyasada gözlenen “centilmence rekabetin” arkasında teknik ve matematiksel bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Özdemir, reasüransın doğası gereği fiyatlamaların analitik modellere dayandığını ve şirketlerin benzer sonuçlara ulaşmasının bu nedenle kaçınılmaz olduğunu söyledi.
“Teminat var ama riskin büyüklüğü ortada”
Depremin Türkiye için kaçınılmaz bir gerçek olduğuna dikkat çeken Özdemir, özellikle ekonomik faaliyetlerin Marmara bölgesinde yoğunlaşmasının riski daha kritik hale getirdiğini vurguladı. Kahramanmaraş merkezli depremlerin bu gerçeği daha görünür kıldığını ifade eden Özdemir, hem nüfus hem de ekonomik yoğunlaşmanın yarattığı kırılganlığın daha iyi anlaşıldığını söyledi.
Sigorta ve reasürans açısından mevcut koruma yapısının güçlü olduğunu belirten Özdemir, “Sektörün kullandığı teminatlar kapsamlı modellemelerle belirleniyor ve düzenleyici otorite tarafından yakından takip ediliyor. 2026 yenilemeleri öncesinde de önemli güncellemeler yapıldı ve bu riskler dikkate alınarak teminatların oluşturuldu” dedi. Özdemir, Türkiye’nin uluslararası reasürans kapasitesine erişim konusunda da önemli bir sorun yaşamadığını belirterek “Bedelini ödemek kaydıyla gerekli korumayı bulabiliyoruz” dedi. Bu yıl özelinde teminat temininin daha rahat gerçekleştiğini, geçmiş yıllarda da benzer şekilde kapasiteye erişim sağlandığını ifade etti.
“Hedefimiz sadece kâr değil, ikinci yüzyıla güçlü bir yapı bırakmak”
Milli Reasürans’ın yıl sonu hedeflerine ilişkin açıklamada bulunan Özdemir, kısa vadeli performans ile uzun vadeli kurumsal sürdürülebilirliğin birbirinden ayrıştırılamayacağını vurguladı. Özdemir, yılsonu için en temel ölçütün yönetim kuruluna taahhüt edilen kârlılığın sağlanması olduğunu belirtirken mevcut konjonktürde belirsizliklerin belirleyici olduğuna dikkat çekti. Körfez’de yaşanan gelişmelerin enflasyon, kur ve hasar maliyetleri üzerinde baskı yaratabileceğini ifade eden Özdemir, “Buna karşılık yüksek faiz ortamı mali gelirleri destekleyebilir. Bu iki yönlü etki hangi yönde sonuç vereceği henüz net değil. Temkinli ve agresif olmayan bir iş planıyla ilerliyoruz” dedi.
“100 yıllık kurum olmak Türkiye için de değer”
100 yıla yaklaşan bir kurum olmanın yalnızca şirket ya da hissedarlar açısından değil, ülke açısından da önemli bir kazanım olduğunu vurgulayan Özdemir, Türkiye’de kurumsallaşmayı sürdürebilen şirket sayısının sınırlı olduğuna dikkat çekti. Bu yapının korunması ve ikinci yüzyıla taşınmasının kendisi için en önemli hedef olduğunu ifade etti. Bu doğrultuda son yıllarda kapsamlı bir organizasyonel dönüşüm süreci yürüttüklerini belirten Özdemir, “Milli Revolution” adı verilen proje kapsamında şirketin organizasyon yapısı ve iş yapış biçimlerinin baştan sona gözden geçirildiğini söyledi. Bu dönüşümün ardından “Momentum” projesiyle kurum kültürüne odaklandıklarını dile getirdi.
SEDDK ile yoğun temas içindeyiz
Sektörün Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile yakın temas içinde olduğunu vurgulayan Özdemir, reasürans komitesi çalışmalarına aktif katılım sağladıklarını belirterek sektör temsilcilerinin görüşlerini hem yazılı süreçlerle hem de doğrudan toplantılarda aktarma imkânı bulduğunu ifade etti. Özdemir, son toplantılarda sektörün değerlendirmelerinin doğrudan dinlenmesinin önemli bir adım olduğunu dile getirerek “Düzenleyici tarafın reasürans konusundaki farkındalığı giderek artıyor. Bu yaklaşım, sektör açısından olumlu bir gelişme” dedi. Özellikle zorlaşan jeopolitik koşullar altında reasürans ve retrosesyon korumasının sürdürülebilirliğinin kritik hale geldiğini vurgulayan Özdemir, bu başlığın düzenleyici otorite tarafından da öncelikli alanlardan biri olarak ele alındığını ifade etti. Bu çerçevenin hem sektörün geneli hem de Milli Reasürans açısından memnuniyet verici olduğunu sözlerine ekledi.
“Sigorta, kayıpları telafi etmenin en güçlü araçlarından biri”
Sigorta ve reasürans sektörünün temel rolünün ekonomik varlıkları korumak olduğunu vurgulayan Özdemir, “İnsanların yıllar içinde biriktirdiği varlıkların güvence altına alınması sektörün en önemli sorumluluğu. Bu süreç yalnızca şirketlerle sınırlı değil” dedi. Sigorta sisteminin etkin işleyebilmesi için bireylerin, işletmelerin ve kurumların da aktif rol üstlenmesi gerektiğini dile getiren Özdemir, “Varlıkların mümkün olan en geniş teminatlarla sigortalanması kritik önemde. Özellikle deprem gibi büyük afetlerin ardından sigorta kayıpları telafi etmede önemli bir işlev görüyor. Hiçbir sistem afetlerin yarattığı zararı tamamen ortadan kaldıramaz ancak sigorta bu kayıpları önemli ölçüde azaltan bir araç. Bu nedenle sigortaya yapılan harcama bir maliyet değil, koruma mekanizması olarak değerlendirilmeli. Herkes imkânları ölçüsünde varlıklarını sigortalatmalı” diye konuştu.
Sigorta Ekranı:


